• GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE!..

      Halkın sağlığını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı şehir hastanelerinden kimler; ne kadar, nasıl kazanıyor (1) acaba? Bakınız 1 nolu dipnota. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS), yap-boz tahtasına nasıl döndü? Bunu da sağlık emekçilerinden dinleyelim. (2) Bakınız 2 nolu dipnota. Normal şartlarda; her hastaya 20 dakika, özellikli durumlarda daha uzun muayene zamanı ayrılması gerekirken, MHRS sisteminde, “ek randevu” oluşturulması hastaları bir biri ile hastayı da hekim ve sağlık emekçileri ile karşı karşıya getiriyor. Bu da daha az zamanda hastalara niteliksiz sağlık hizmeti sunma ve daha fazla şiddet anlamına geliyor… Tüm hastalarımıza ve hasta olma olasılığı bulunanlara “geçmiş olsun” diyesim geliyor!.. *** Burası Başkent Ankara’dır. Burada “hasta garantili” şehir hastaneleri…

  • CUMHUR İTTİFAKI ÇATIRDIYOR!..

      “Yumuşama” (1) tartışmaları sürerken: “Kobani olayları”ndan (2) sonra açılan ve Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada; HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a 42 yıl, Eş Başkan Figen Yüksekdağ’a 31 yıl 6 ay olmak üzere, sanıklara toplam 400 yıl ceza verildi. (3) Demirtaş’ın, cezaevinde nesnel değerlendirmeler yapmak için yeteri kadar zamanı olacak. O da Osman Kavala gibi “Paralel Yargı” kurulmasının yolunu açan Anayasa değişikliğine “yetmez ama evet” dediği için mutlaka pişmanlık duyuyordur… Cezaevi koşullarını bilen bilir… *** Kobani davasının kararı açıklandıktan bir gün sonra, “28 Şubat davası”ndan tutuklu emekli komutanlar, “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hali” (4) gerekçesi ile serbest bırakıldılar. (5) Allah var, onlar hiçbir zaman “yetmez ama evet”…

  • “O’NUN İPİNİ ÇEKTİLER”!..

    İpi çekenler kimlerdir ve bizden birileri mi? İlk soru da budur son soru da. Bunun gibi daha nice sorular beynimi kurcalayıp durmakta. Sinan Ateş cinayeti ile ilgili olarak soruşturma savcısı gibi düşünüp duruyorum. İşim zordur. Zira Sinan Ateş, sadece eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı değildi. Çok daha fazlasıdır: O bir bilim adamıydı; genç bir akademisyendi ve bir doçentti. Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesiydi… O’nun ipini çekenler; aynı zamanda bilimin de ipini çektiler. Dolayısıyla, yurtsever olan herkesin bu cinayetten bazı sonuçlar çıkarması gerekir. Böylece gelecek nesillere, önlerini açacak “düşünsel bir miras” bırakabiliriz… *** 1980’li yıllarda MHP’nin avukatlığını yapan Mehmet…

  • “ESKİYE İTİBAR OLSAYDI…”!..

    CHP’nin attığı “müzakere” adımı son derece yerinde ve doğrudur. Nitekim, 22 yıldır “kutuplaştırma” siyasetinin ekmeğini yiyen Erdoğan, yolun sonuna gelindiğini görmüş ve aynı politikalarla iktidarını sürdürmenin olanaksızlığını anlayarak, bu adıma olumlu karşılık vermek zorunda kalmıştır. Reis’in müzakerelerin ilk adımını “yeni anayasa” olarak belirlemesine fazla da takılmamak gerekir. Erdoğan’ın asıl amacının en azından bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile iktidarını sürdürmek olduğu çok açıktır. Bu gerçeğe rağmen, görüşmelerden kaçınılmamalıdır… *** Asıl ilginç olan ise, zamanında Erdoğan’la mücadeleden kaçarak, halkı bu “ucube” sisteme mahkum edenlerin, şimdi Saray’la mücadeleyi önermeleridir… Bu önerilere de takılmamak ve öneri sahiplerini ciddiye almamak gerekiyor. Bu hususta küçük bir hatırlatma yapmama izin verin: Mühürsüz oldukları için geçersiz…

  • SARAY’A NEDEN GİTMEK GEREKİYOR?..

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun (KK) “Saray takıntısı”nın altında ne vardır? Saray’ı boykot yapanlar, Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olmasına “suya tirit” gerekçelerle olur verenlerdir. O zaman “Mağduriyet yaratmayalım, onu sandıkta zaten yeneceğiz” demişlerdi. Ne oldu? Bir kez daha yenildik!.. Asıl yenilen 85 milyon halktır; KK’nın kaprisi, inadı, ihtirası ve ihaneti yüzünden tam tamına 13 yılımız heba edildi, buna 5 yıl daha eklenecek. Ne kadar ömrümüz kaldı ki?! AKP iktidarı süresince, halkın ezici çoğunluğu fakirleşmiş, buna karşılık küçük bir azınlık refah içerisinde beyler-paşalar gibi yaşamaya devam etmiş ve edecektir… (2) Biz evimize ekmek götürmek için zorlananlarız… *** Saray’a gitmemek neyi çözecektir? Veya gitmekle kazanabileceklerimiz nelerdir? Bu soruları enine boyuna masaya…

  • “HAFIZLAR” SIRTIMIZDAN İNMEYECEKLER!..

    Yerel seçimlerden sonra yaptığım ilk değerlendirme şöyleydi: Türkiye’nin kırmızıya boyanması çok iyi oldu. En azından üretime hiçbir katkısı olmayan; dinci vakıf, cemaat ve tarikatlara belediyelerden bağlanan hortumlar kesilerek halkın paralarının bir kısmı kurtarılmış oldu. O kadarı bile iyi bir şeydir… *** Meğer kazın ayağı öyle değilmiş! Belediyelerden kesilen hortum, (1) bu defa Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden bağlanacak. 2024-28 Stratejik Planı’nda; (2) “seküler (3) anlaşıyın toplum üzerindeki etkilerinin geleneksel değerlerimizin gelecek nesillere aktarılmasında olumsuz yansımaları olmaktadır” değerlendirmesi ile Anayasanın “laiklik ilkesine” aykırı tutumunu sürdüren Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluş amacından iyice uzaklaşıp, AKP’ye “can simidi” olma işlevini içselleştirmiş bulunmaktadır. Hiç kuşku yok ki, AKP’nin seçmeni olmaktan başka bir özelliği olmayan yandaşlar da…

  • “ÖZÜ BAŞIMIZA”!..

    Birinci konu: İsrail’in; İran’ın Şam’daki büyükelçilik yerleşkesinde yer alan konsolosluk binasına, 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemesi hiçbir şekilde kabul edilemez bir terör eylemidir. Elçilik binalarının bulunduğu araziler ait oldukları devletin toprağıdırlar. Bir devletin başka bir devlet topraklarına silâhlı saldırıda bulunması ise savaş ilânıdır. Dolayısıyla İsrail’in bir terör devleti olduğunu söylemekte yanlışlık yoktur… Önce bu tespiti yapalım… *** İsrail’in bu terör saldırısında; İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan 2’si general olmak üzere toplam 7 kişi yaşamını yitirdi. Devletler hukukunda “misilleme” (mukabele-i bilmisil) (1) vardır ve meşru bir hak sayılır. Dolayısıyla İsrail’in konsolosluk saldırısına İran’ın karşılık vermesi beklenen bir şeydir. Nitekim, İran devleti Cumartesi gecesi, 100’den fazla insansız hava aracı (İHA) ve 300’ü aşkın…

  • ALDATILDIĞIMIZ İÇİN SUÇLANAMAYIZ!..

    Bir sürü olumsuzluk yaşıyoruz; adaletsizlik, yolsuzluk, hırsızlık, ahlâksızlık, eşitsizlik, din tüccarlığı karşısında aldatılma, kamu malına el uzatma, halka ait olana el konulması karşısında ses çıkartmama gibi… Say sayabildiğin kadar… Bu kadar olumsuzluğun yaşanmasında hiç mi sorumluluğunuz yok? Bize bunları yaşatanlara “yetki” veren biz değil miyiz? Bugün en tepemize çıkarttığınız kişinin “Ver yetkiyi, gör etkiyi” sözlerine kanmadık mı? “Dinimizi inandığımız gibi yaşamayalım mı?” sözleri ile aldatılmadık mı?.. *** Bak benim güzel kardeşim; Eski Hazine ve Maliye Bakanımızın: “Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım, günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöro ekonomi ile daha fazla önem kazanmaktadır” sözleri (1) ile dalga geçmeye kalkışan bizleriz. Alanında…

  • SEÇİMLERİN ETKİSİZ ELEMANI: EMEKLİLERDİR!..

      Bu başlığı neden attığımı yazının sonunda rakamlarla ispatlayacağım… Şimdi güncel konulara kısa kısa değinerek ilerleyelim: *** 23 Mart Cumartesi akşamı Moskova’daki Crocus City Hall konser salonuna, makineli tüfeklerle terörist saldırısı düzenlendi. Ölü sayısının 133’e yükseldiği, saldırgınların 4 kişi oldukları ve Ukrayna sınırında yakalandıkları bildirildi. İlk sorgulamalardan anlaşıldığına göre, saldırganlar “kiralık katil” ve kendilerine bu emri verenleri tanımıyorlar bile. Bu saldırı hakkında konuşmak için biraz daha beklemek gerekir diye düşünüyorum. Rus halkına taziyelerimizi bildirerek bu konuyu geçelim… (1) *** Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan Adayı ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in; “siyaset-futbol ilişkisinin çarpıklığının tipik örneğini oluşturan” (2) sözlerine, Fenerbahçe Kulübü’nden, sert bir yanıtla karşılık verildi: “Tehlikeli bir oyunun parçası…