DOKUNULAMAZLAR!

Kılıçdaroglu

 

 

Haber manşetten verildi:Dokunulmazlıklar kaldırıldı!

Gerçekte kaldırılan bir şey yok ki…

Meclis’teki PKK’lıları yargılamak için anayasa değişikliği gerekmiyordu.

AKP’nin çoğunluğu, dokunulmazlıkların kaldırılmasına yeterdi!

Oylamada CHP fire verdi.

Verir, sürpriz değildir…

CHP, Y-CHP olunca rotasını kaybetti…

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, çıtayı biraz daha yükseltti.

Yükseltir; “çözüm süreci” (1) ile köpeksiz köy buldu, o günden beri değneksiz dolaşıyor!..

Erdoğan Artvin’e gitti.

Gelir…

 

***

 

Şehit cenazesinde Kılıçdaroğlu’na yumurta fırlatıldı.

Dersimli, daha ilk yumurtada bunu yaptıranın kim olduğunu biliyorum dedi.

Siyaseti tekellerinde görenler, bu açıklamayı derhal yorumladılar.

İhale, Melih Gökçek üzerinde kaldı.

Kılıçdaroğlu susarak, bu suçlamaya da onay verdi.

Doğru da olabilir tabii…

Öye bile olsa; muhalefet, bütün hukuk dışılıkların ve asayiş olaylarının sorumlusu olarak hükümeti işaret etmek zorundadır.

İktidar alternatifi ancak böyle olunabilir…

Dersimlinin hükümeti hedef almaması, CHP’deki “düşük profilli” genel başkan meselesini yeniden akla getiriyor!

Yumurtayı attıran Gökçek olsa bile, sorumlusu doğrudan AKP hükümetidir!

Nihai siyasi hedefi: Belediye başkanlığı olan biri, işte böyle hedef küçültür…

 

***

 

Kölelik Yasası” olarak tarif edilen ve işçilerin “kiralanmasına” olanak veren yasa, Meclis’ten geçti…

Abdullah Gül’ün veto ettiği yasayı, Erdoğan okumadan onayladı!

Hükümet, “kıdem tazminatı”nın fona devredilmesi konusunda da kararlıdır.

Bakan Soylu, harıl harıl çalışıyor.

Öngörülen düzenleme gerçekleşirse, işçilerin hak kaybı yüzde 55‘i bulacakmış…

Emekçilerin örgütlülük durumu, “karşı devrim”in oturması için “başkanlık” veya “partili cumhurbaşkanlığı” meselesinden çok daha önemlidir…

Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Aziz Sancar: “Bana en çok dokunan hediye; İsveç’teki işçi, emekçi kardeşlerimden geldi. Onların bana hediye ettiği kahve takımı ofisimde” diyerek, emeğin önemine vurgu yaptı… (2)

İlginçtir:Türkiye’deki emekçi örgütleri; işçi-memur sendikaları, dernekler ve odalar; Atatürkçü düşünceyi öne çıkaran Sancar’ın dünya çapındaki başarısını hala duymadılar!

Onlar, senede bir gün; 1 Mayıs’ta; Taksim Meydanı’nda, İşçi Başramı’nı nasıl kutlarız diye, 364 gün eylem planı yapmakla meşguldür…

Heeey!

Sendika ağaları yeter artık…

Emekçilerin daha fazla dayak yiyecek hali kalmadı!..

Sanki Türkiye’deki “emekçi örgütleri”nin en önemli diğer işi: Emperyalizmin “kara gücü” PKK’yı, kendi kazıp düştüğü hendekten kurtarmaktır.

Bunun için ha bire bildiri yazıp, kamuoyu ile paylaşıyorlar…

Kim ne derse desin, Türkiye’deki emekçiler örgütsüzdür!

Emekçiler örgütsüz olunca da karşı devrim amacını kolayca gerçekleştiriyor…

 

***

 

Y-CHP’nin işi referanduma havale etmeden anayasa değişikliğine “evet” demesi bir bakıma iyi oldu.

En azından referandumun önü kesildi…

Aksi halde, “başkanlık” veya “partili cumhurbaşkanlığı” konusu “milletvekili dokunulmazlığı” ile birlikte halkoyuna sunulabilirdi…

Büyük olasılıkla da kabul edilecekti.

Dokunulmazlık konusunda yapılan değişiklikler (3) ise, pratikte bir işe yaramayacaktır!

Zira, aleyhteki düzenlemeler geçmişe yürümeyeceği için PKK’ya yardım ve yataklık yapan milletvekilleri yargılanamayacaklar…

Değişiklikler, gelecekteki milletvekillerini de kapsamıyor.

Mevcut milletvekilleri ve PKK adına sürece katılanlar için zaten özel yasa (4) çıkartılmıştı:

Bu düzenleme nedeniyle “Çözüm Süreci” ndeki faaliyetleri nedeniyle kimse yargılanamaz!..

Geriye ne kalıyor: İhaleye fesat karıştırmak, hırsızlık, rüşvet, resmi evrakta sahtecilik, kalpazanlık vb gibi adi suçlar…

Bana sorarsanız, asıl dokunulmazlığı olanlar bu suçları işleyenlerdir.

Onlar “dokunulamazlar” olarak bilinirler…

Yakın geçmişte yaşadık ve gördük.

 

***

 

Kobra tipi helikopterimiz yerden atılan Rus veya ABD yapımı bir füze ile düşürüldüğü kesinleşti…

Bunu da AKP’nin ilklerine ekleyiniz…

İki pilotumuz şehit oldu.

Füzeyi fırlatanın PKK’lı olduğuna kuşku yok!

Terör örgütünün Meclis’teki uzantısı HDP milletvekillerinin terör örgütünü; övme, propagandasını yapma, yardım ve yataklık suçlarından yargılanmalarına başlanacağını sananlar, pek yakında yanıldıklarını görecekler…

İktidarın da onların da arkasında küresel güçler var!

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6z%C3%BCm_s%C3%BCreci#cite_note-resmigazete.gov.tr-2

 

(2)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/537428/Aziz_Sancar__Gozunuzu_seveyim_politikayla_ugrasmayin.html

 

(3) İŞTE DEĞİŞTİRİLEN MADDELER

MADDE 1 – 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 20 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet Başsavcılıklarından ve Mahkemelerden, Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir.”

MADDE 2 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoylamasına sunulması halinde oylanır.

TEKLİFİN ATIFTA BULUNDUĞU 83. MADDE

4. Yasama dokunulmazlığı

MADDE 83. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

 

(4) Dört maddeden ibaret olan bu yasayı, aşağıdaki bağlantıdan lütfen okuyunuz:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/07/20140716-1.htm

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE’NİN KURULTAYI!

mhp_toma

 

AKP, 14 yılda halka “ileri demokrasi”yi anlatamadı ama 15 Mayıs Pazar günü uygulamalı olarak gösterdi.

“İleri demokrasi”de halkın iradesine yer yok.

İktidarın en önemli yönetim araçları:TOMA, polis ve biber gazıdır…

Gezi olayları”nda kulağı üzerine yatan kesim, MHP olağanüstü kurultayı ile gerçeği görmüş olmalı..

AKP iktidarında; halkın iradesine iktidarın isteklerine uyduğu kadarına değer veriliyor.

Çerçevenin dışına çıkıldığında devreye kamu gücü giriyor:

Sanki polis ve bağımsız olmayan mahkemeler bunun için var!

Halkın gerçek iradesinin ne olduğuna onlar karar veriyor!

Aydınlık gazetesinin 13 Mayıs Cuma günlü nüshasında bir haberi birkaç kez okudum.

Mutlaka yanlış yazılmıştır diye düşündüm.

Cumartesi günü düzeltilmesini bekledim.

Pazar gününü yine bu konuya takılıydım.

Değişen bir şey olmadı.

Haber doğruydu:

İşe yeni başlayan bir muhaberin yaptığı hata değildi.

Bu kez, icra dairelerinin hukuka aykırı işlemlerini iptal etmek ve düzeltmekle görevli icra mahkemesinin işlemini icra dairesi düzeltiyordu!

Hukuk devleti bir kez daha öldü!

“İleri demokrasi”nin yargı erkinde ete kemiğe bürünüşü bu şekilde oluyordu!..

Artık Yargıtay’ın elindeki bir dosya için en alt düzeydeki mahkemeler tedbir kararı verebiliyor.

Ankara 2. İcra Mahkemesi, haklı ve yerinde olarak MHP ile ilgili verilen ve hukuka aykırı olduğu tartışmasız olduğu için kaldırılan 25. icra müdürlüğünün işlemini kaldırdı.

Burada kadarı normaldi.

Bu defa, icra müdürlüğü, icra hakimliğinin işlemini durdurdu!

İcra müdürlüğünün bu kararını, Ankara Valiliği TOMA ile infaz etti.

AKP’nin ileri demokrasi dediği buydu.

Bu yüzden, MHP’nin kurultay isteyen delegeleri kongrenin yapılacağı salona giremediler…

Kamuoyu yoklamalarına göre, tabanının en az yüzde onunu AKP’ye kaptıran MHP’nin mevcut yönetimi, bu durumdan gayet memnundur.

Hükümete yıllardır verdikleri desteğin karşılığını bu şekilde aldılar…

***

Lakin, şu andan itibaren bu hareketi durdurmak olanaksızdır!

Hatta; denebilir ki, MHP cephesinde yakılan çoban ateşi, CHP’ye de sıçrayacak!

Muharrem İnce ve arkadaşlarının başlattığı girişim bunun habercisidir.

Sırça köşkte oturan delege ağalarının keyfi bayağı kaçacak!..

Karşı devrim”in önündeki taşları temizlemekle görevli Dersimli ve ekibinin, bugünden dizleri titremeye başladı bile.

Koltuklarını korumak için “sertleşecek”lermiş!..

Kılıçdaroğlu’nun “kan”lı cümleler kurması bu yüzden olsa gerekir.

CHP tabanı, bu tuzağa bir kez daha düşecek mi göreceğiz!

***

101 şirket, 684 şahıs ve 21 aracının Türkiye’de kazandığı paraların Panama’daki “off-shore” hesaplarına yatırıldığı ortaya çıkmış.

Milletin a..sına koyan Mehmet Cengiz ile Bilal oğlana burs bağlayan Remzi Gür gibi yandaşlar çoğunluktadır…

Milli damat Dr. Berat Albayrak’ın üst düzey yöneticiliğini yaptığı Çalık Grubu zaten işin içerisinde!

Vahşi kapitalizmin kuralıdır:Kriz dönemlerinde “sıcak para” olarak Türkiye’ye giren bu paralar, yüksek faiz alarak geldikleri yerlere dönerler…

Hükümetimiz, “cari açığı” genellikle bu şekilde kapatır.

Türkiye’yi soyan bu ekibe; Türk halkı adına övgüler dizilir, ödüller verilir…

Resmen “tefecilik” yapan bu imtiyazlı kişilerin paralarına “yabancı sermaye” adı verilmiştir.

Türkiye’yi “yabancı sermaye” için cazip hale getirmek, Türk halkına hep bir marifetmiş gibi sunuldu…

Bu duruma muhalefet bile sesini çıkartamaz!

Tam aksine durumu, bir mecburiyetmiş gibi halka anlatır.

“Yabancı sermaye” hükümet kanadından her zaman aferin alır…

Panama belgelerinde isim isim yazılı olan kapitalistler, Türkiye’de de her zaman iktidarı belirler…

Kılıçdaroğlu, emekçi kesimin desteğini alarak, iktidara gelme umudunu yitirdiği için “yabancı sermaye”nin toplantılarına katılıyor…

Onların çıkarlarını koruduğu çok bellidir:

TOBB’nin kongresinde, “Bütün yükü benim sırtıma yükleyerek demokrasi arayışı içine girmemelisiniz” diyerek yakınması (1) bu nedenledir…

TOBB’u TÜSİAD kadar “yürekli” olmamakla suçlaması, halktan bir beklentisi olmadığının bir başka kanıtıdır…

6 milyon işsiz, 17 milyona yaklaşan yoksul halka söyleyecek sözü kalmamıştır…

Dersimlinin, sermayenin temsilcisi olduğu artık tartışma konusu bile değildir!

O, sadece sermayenin çıkarlarını korumakla görevli bir emir eridir…

Altı Ok’un vaz geçilemezi olan “Halkçılık” ve “Devletçilik” ilkelerini, yeniden yorumlayıp, değiştirmek istemesi de bu yüzden olsa gerekir.

Halkın partisi CHP, “Yeni CHP” olarak değiştirilip “yabancı sermaye”nin partisi haline getirildikten sonra, yüzde 25 bandına sıkışıp kaldı.

Y-CHP, Türk halkı için açık cezaevine dönüştürülmüştür….

Çıkmaz sokak halindedir…

Dolayısıyla, olağanüstü MHP kurultayı, tüm emekçilerin kurtuluşu için başlangıç kabul edilmelidir…

Bu nedenle MHP’nin kurultayı Türkiye’nin de kurultayıdır…

Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/531539/Kilicdaroglu__Baskanlik_sistemini_kan_dokmeden_bu_ulkede_gerceklestiremezsiniz.html

 

 

 

 

DAVUTOĞLU’NUN BAŞINI KENDİ “SIĞ” SİYASETİ YEDİ!..

61203-clinton-dan-davutoglu-na-tesekkur

AKP’nin 7 Haziran yenilgisinden sonra, 1 Kasım’a kadar geçen süre içinde, oy oranını yüzde 49.5‘a çıkarmasında Ahmet Davutoğlu’nun payı olmadığını kimse söyleyemez…

5 Mayıs günü yaptığı veda konuşmasında; oy oranının yüzde 52, 53 hatta 54′e çıktığını iddia etti.

Kuşkusuz bu rakamların hepsi aynı anda doğru olamaz ama, AKP’nin oy oranında, bir miktar artış olduğu kesindir!

Bu açıdan bakıldığında; Davutoğlu başarılı bir genel başkandı denilebilir.

O halde, bütün siyasi partilerin genel başkanlarında bulunan; il ve ilçe başkanlarını görevden alma ve atama yetkisini, MKYK’da budamanın ne gereği vardı?

Demek ki, sorun, salt il ve ilçe başkanlarının görevden alınıp, atanması değildi…

Düşürülen Rus uçağının paraşütle atlayan pilotunu “biz vurduk(1) diye övünen Alpaslan Çelik, şimdi nerelerdedir?

Savaş silahları ile İzmir’de dolaşan ve kahramanlar gibi karşılanan ülkücü Çelik, neden tutuklandı?

Kim ne söylerse söylesin; öldürülen Rus pilot için verdiğimiz ilk kurban Alparslan Çelikise, ikincisi Ahmet Davutoğlu’dur…

Nokta.

İddia ediyorum ki, Vladimir Putin, Alparslan Çelik’in tutuklanmasını yeterli bulmamıştır: “Rus uçağının düşürülmesi emrini bizzat ben verdim” (2) diyen Davutoğlu’nun da kellesini istedi!..

Aksi halde, gerginlik sürecekti, Erdoğan bunu göze alamadı:

Yüz turistten 96‘sı gelmedi, en önemli gelir kapılarımızdan biri, can çekişiyor.

Turistik oteller, birer birer satılığa çıkartıldı.

Narenciye ve sebze üreticilerimiz perişandır…

Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik (3) siyaseti yüzünden, etrafımızda bir tek dostumuz kalmadı…

ABD’nin gözden çıkarttığı Erdoğan’ın, tek dayanağı; yüzde 49.5‘lik kitle tabanıdır.

Bu tabanı bir tek ekonomik kriz dağıtabilir!

Yolsuzluk, hırsızlık, hukuk dışılık, partizanlık vs, vs…

Geçiniz efendim, geçiniz…

O konu defalarca test edilmiştir.

Açlık başlayınca, Erdoğan’ın altından dünya kayıp gidebilir…

Yüce Divan‘da yargılanmasını gerektirecek bir sürü suç dosyalanmışmış…

Geçiniz…

Savaş suçları” ve “saldırı suçları”na bakmakla görevli Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, (4) Erdoğan’ın uykularını kaçırıyor mu?

FETÖ, “Ne istediler de vermedik” döneminde; ihtiyaç duyduğu kanıtları toplamış, dosyaları hazırlamıştır mutlaka.

Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin; Libya, Irak ve Suriye’deki tutumu yöneticilerin tümünü, çok rahatlıkla sanık sandalyesine oturtabilirler…

Bu işin, örneği çoktur ama şakası yoktur…

Onu da geçelim bir kalem.

Bilal İtalya’da barınamadığına göre, Erdoğan için başka Türkiye yoktur!

İçerideki tek seçeneği, yağan yağmurda beraber yürüdüğü yüzde 49.5′lik kitle tabanı, dışarıda ise ABD komplolarına karşı destek alabileceği Rusya gibi güçlü bir ülkedir.

Başkanlık Sistemi”ne geçiş ve bunu gerçekleştirebilmek için zorunlu görünen “yeni anayasa” çalışmasını da aynı kapsamda değerlendirmek gerekir…

Bu yüzden, Erdoğan’ın başarısız olduğu defalarca test edilen “Stratejik Derinlik Siyaseti”nden bir an önce kurtulması gerekiyor.

Dolayısıyla, yol arkadaşı Ahmet Davutoğlu gözünü kırpmadan feda edilebilir.

Üstelik bugüne kadar yaşanmış ve halkın onay vermediği, “açılım” gibi saçmalıkları da üzerine yıkıp, geçmişini sıfırlayabilir…

Paralel Yapı”nın günah keçisi ilan edildiği gibi…

Denebilir ki, Davutoğlu’nun başını yiyen, “derinlikli” sandığı, kendi sığ siyasetidir! (5)

Davutoğlu’nun FETÖ ile mücadelede ağırdan alması; yargı kararı ile olmadığı tespit edilen “Ergenekon” ile “FETÖ”yü aynı kefeye koyması, hangi safta yer aldığını göstermesi bakımından elbette önemlidir.

Nitekim, veda konuşmasında:”Hayatta inanmadığım hiçbir şeyi savunmadım, inandığım hiçbir şeyden de geri adım atmadım” sözleri ile kararlılığına vurgu yapmak zorunda kalmıştır.

Kabul etmek gerekir; Davutoğlu, icraatını inandığı gibi yapmıştı…

Ergenekon” mu vardır, yoksa “FETÖ” mü yoktur sorusunun yanıtını, açık açık veremediği için, tutumuna bakarak bulunduğu safı belirleyebiliriz:

Yargı‘da hala 5000 civarında “F tipi” hakim ve savcı olduğu söyleniyor.

Ordu içinde ise henüz temizliğe başlanmadı.

Bir tek Emniyet‘in üst düzeyindeki yapılanma dağıtıldı.

İlk fırsatı bulduğunda, Erdoğan’ın kellesini alacak olan “Paralel Yapı”pusudadır; yer altına çekildi, uygun zamanı bekliyor…

F Tipi”, neredeyse her birimde varlığını sürdürüyor!..

Oysa, Başbakanlık Makamı’nda oturan kişi, Erdoğan’a karşı birkaç başarısız hamle yapan CIA‘nın Türkiye’deki kolu FETÖ’nün varlığına inanmıyor!..

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi‘ne terör örgütü olarak giren Cemaat’i, tehlikeli görmeyen Davutoğlu’nun eline, siz olsanız Başbakanlık görev ve yetkilerini verir misiniz?

Devletin güvenlik siyasetinin hükümetinki ile örtüşmediği nokta, dananın kuyruğunun koptuğu yerdir…

Davutoğlu’nun azledilişini böyle değerlendirmek gerekir…

Davutoğlu, 24 Temmuz‘da başlayan “Türkiye-ABD Savaşı”nı da ciddiye almamış veya ABD’nin safındaki yerini terk etmemiştir.

Bu yüzden de milli kuvvetlerle karşı karşıya geldi.

Başbakanlıktan ayrılması bu nedenledir.

Nokta.

***

ABD, Türkiye’deki önemli bir adamını kaybetti…

İlk açıklamaları şöyledir: Davutoğlu iyi bir ortaktı(6)

Beyaz Saray’a yakın Foreign Policy dergisi ise haberi: “Amerika Ankara’daki adamını kaybetti” şeklinde verdi… (7)

Tercihini küresel güçlerden yana kullanan Davutoğlu’nun, “Cumhurbaşkanımıza son nefesime kadar vefa ilişkisini sürdüreceğim” (8) şeklindeki sözleri, bir anlam yüklü değildir!

Tıpkı Erdoğan’ın birkaç gün önce ve hiç sırası değilken söylediği:”600 bin insan katil, terörist Esad tarafından öldürüldü” sözlerinin bir anlamı olmadığı gibi… (9)

***

Gelelim muhalefet cephesine:

Ana muhalefet partisinin genel başkanı, Davutoğlu’nun görevden alınmasını “4 Mayıs saray darbesi” olarak nitelendirdi… (10)

Bir hafta önce PKK’ya karşı “orantısız güç” kullandığı için, askerin yargılanmasını isteyen bir rapor (11) hazırlatan Kılıçdaroğlu, hala hayal aleminde yaşıyor…

Ne var ki, “görev bilinci” ile hareket etmeyi ihmal etmiyor!

Sosyal medyada; “hükümeti devirmeye teşebbüsten” binlerce kişiyi tutuklatan Erdoğan, tek başına hükümeti devirdi, suç bile olmadı, şeklinde espriler yapılıyor…

Toplum mizaha duyarlı…

Kılıçdaroğlu’nun:“Kaderin bir cilvesi olarak demokrasi adına Davutoğlu’nu savunmanın kendilerine düştüğünü” söylemesi, (12) böyle durumlarda Karadenizlilerin söylediği “Şaşıran doğrusunu söyler” özdeyişini hatırlattı…

Ne yazık ki, bugün ülkemizde iktidarı savunan bir muhalefet var.

MHP Lideri Devlet Bahçeli de beklendiği gibi gider ayak: “Hükümete verdiğimiz fiili destek hukuki boyut alabilir” dedi… (13)

O zaman sormazlar mı adama:

Madem muhalefet de iktidarı destekliyor, muhalefete ne gerek vardı?

***

Davutoğlu, veda konuşmasında herkese hakkını helal etti!.. (14)

Türk halkı, 20 aylık başbakanlığı döneminde, Davutoğlu’nun ne kadar hakkını yedi?

Yine o bize hakkını helal ediyor, iyi mi!?

Üzerimizde kul hakkı olmadan, rahat rahat, huzur içerisinde ölebiliriz artık…

Kilis’e atılan “kaktuşa“ roketleriyle somutlaşan “Stratejik Derinlik” saçmalığını, Türkiye’nin başına bela eden bir adama, ana muhalefet partisinin genel başkanı:Hakkımı helal ediyorum diyor!.. (15)

Dersimli Kemal, Y-CHP’ye “tıpış tıpış” oy vermek zorunda kalan CHP’lilerin adına konuşuyor tabii, buna yetkisi var zaten!

Seyit Rıza’nın bile kemiklerini sızlatan torunu, CHP’lilerin fikrini almadan, hükümete haklarını helal edebiliyor!

Oylarımızı AKP’ye vermemizi istemediğine, şükrediyoruz!

Yeri gelmişken söyleyeyim: Ben ikisine de hakkımı helal etmedim, etmeyeceğim…

İktidar muhalefete, muhalefet iktidara hakkını helal ettiğine göre, bugüne kadar yapılan muhalefetin, göstermelik olduğu da ortaya çıkmıştır.

Gerçekte; Y-CHP ile Y-MHP‘nin, AKP iktidarlarına payanda oldukları bir kez daha görülmüştür.

Karşı devrimin iyice yerleşmesi için, kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirdiler.

Hendek Savaşları” da Türkiye’de safları iyice belirginleştirmiştir…

Biz, her zamanki gibi Türkiye tarafındayız…

ABD’nin kara gücü PKK ile birlikte, bu hainler o hendeklere gömülmedikçe, bu Millet rahat bir uyku uyuyamayacaktır…

Bizim için de başka Türkiye yoktur!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/ucak-dustu-komutan-aaya-acikladi-pilotlardan-biri-elimizde-40018089

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/431535/Davutoglu__Ucagin_vurulmasi_emrini_bizzat_ben_verdim.html

(3) http://kutucugum.com/emel-supurur/e-kitap-a-harfi-12280/ahmet-davutoglu-stratejik-derinlik,27535.pdf

(4) http://www.ucmk.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=196&Itemid=45

(5) Davutoğlu’nun, Hakan Fidan’ı milletvekili yapmaya kalkışarak Erdoğan’ı Ak Saray’a hapsetme planı, başkanlık sistemine karşı durması, PKK ile yeniden masaya oturmayı seslendirmesi, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadeleyi savsaklaması vb. gibi olaylar, Erdoğan ile arasında güven bunalımı yaratmış olabilir, süreci hızlandırabilirler. Lakin bunların hiçbiri, Erdoğan’ın sır küpü ve suç ortağı Davutoğlu’nu feda etmeyi gerektirecek ağırlıkta kabul edilemez.

(6) http://www.ntv.com.tr/dunya/beyaz-saray-basbakan-davutoglu-abdnin-iyi-bir-ortagiydi,oU0_O37-hku0djWPRF4aaA

(7) http://odatv.com/amerika-ankaradaki-adamini-kaybetti-0605161200.html

(8) http://www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/davutoglu-cumhurbaskanimizla-son-nefesime-kadar-vefa-iliskisini-surdurecegim

(9) http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/05/07/erdogan-600-bin-insan-katil-terorist-esad-tarafindan-olduruldu

(10) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/527169/_4_Mayis_Saray_darbesi.html

(11) http://www.aksam.com.tr/siyaset/chp-askerlerin-yargilanmasini-istedi/haber-512565

(12) http://www.aydinlikgazete.com/politika/28-subata-benzetti-h87207.html

(13)http://haber.sol.org.tr/toplum/bahceli-hukumete-verdigimiz-fiili-destek-hukuki-boyut-alabilir-155199

(14) http://www.haber7.com/ic-politika/haber/1933281-davutoglu-sesi-titreye-titreye-veda-etti

(15) http://www.haber7.com/ic-politika/haber/1933009-kilicdaroglu-davutogluna-hakkimi-helal-ediyorum

HA TOSYA HAKİMİ HA YALOVA KAYMAKAMI!..

meral

Bizi korkutan; serseri mayın gibi ortalıkta dolaşan birkaç yargıç değil ki…

Cemaat sempatizanı ve Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olmak üzere, 5000 civarında yargıç ve savcımız var.

Hukuk formasyonu bulunmayan bu kadar militan devletten maaş alıyor.

Kimin; nerede ve ne zaman bunlardan hangisine toslayacağı şansına kalmış…

İnlerine gireceğiz inlerine” diyen Erdoğan, yargıda gerekli ayıklamayı henüz yaptıramamış!

Anayasa ve yasaları takmayan militan yargıçlar var; kendi imamlarından emir ve talimat alıyorlar…

Bilenler bilirler, örgüt üyeleri “Emir demiri keser” düsturu içerisinde hareket eder…

Böyle biri size rast gelirse eğer, bağlı olduğu “imam”ın vicdanına kaldınız.

Asın derse asılır, kesin derse kesilirsiniz…

Yaşamınız, ilgili imamın veya onay makamı olan eski vaizin iki dudağı arasındadır…

***

FETÖ soruşturmasından tutuklu bulunan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve polis şefleri Ali Fuat Yılmazer ile Ömer Köse’nin de aralarında bulunduğu 70 kişinin “yetkisiz” ve “görevsiz” mahkemeden hukuksuz tahliyesine verilen kararı (1) unutmadık ki…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Yok hükmünde” (2) olduğunu tespit ettiği bu kararı veren gözü kara 32. Asliye Ceza Mahkemesinin eski Hakimi Mustafa Başer, şimdi Silivri Cezaevi’nde tahliyesini sağlamaya çalıştığı arkadaşlarının yanındadır…

Hukukta “yokluk” veya “yok hükmünde” ifadesi, mahkemenin görev alanına girmediği halde, verilen karar için de kullanılabilir…

Ceza mahkemelerinin boşanmaya karar vermeleri veya hukuk mahkemelerinin cezaya hükmetmeleri yok hükmünde kararlara örnektir…

Hukuk devletinde, Yalova Kaymakamı’nın yetkili ve görevli mahkeme yerine geçerek karar vermesini kimse ipine takmaz!..

Bir de “merci tecavüzü”(3) vardır ki, bunu daha çok idareye karşı dava açan yurttaşlar yaparlar…

Konumuz dışındadır…

***

Temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmiş bu dosya hakkında; dosyayı gönderen mahkeme, karar bozularak veya onanarak önüne gelmedikçe, bu dosya ile ilgili bir daha karar veremez!..

Bu duruma mahkemenin “dosyadan el çekmesi” diyoruz…

Yargıtay’daki bir dosya hakkında; ihtiyati tedbir, (4) tahliye vb. gibi kararları, sadece ve sadece temyiz incelemesini yapacak olan ilgili daire verebilir…

Alt derece mahkemelerinin Yargıtay özel dairelerinin yerine geçerek verdikleri kararlar, doğal olarak “yok hükmünde” kabul edilir.

Mevzuatımıza göre; MHP kongresinin toplanmasına ilişkin olarak Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen kararın infazı için kesinleşmesi gerekmemektedir

İcra İflas Kanunu’na göre, bir kararın -güvence karşılığında- infazını durdurabilmek için yine Yargıtay’dan “yürütmenin durdurulması kararı” (tehiri icra kararı) talep etmek gerekir…(4)

Basına yansıdığı kadarı ile MHP Genel Merkezi temyiz dilekçesinde, bu yönde talepte bulunulmamıştır.

Bu noktadaki eksiklik, Tosya Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurularak giderilemez!

Temyizdeki bir dosya için, asliye hukuk mahkemelerinin hiçbir şekilde yetkil ve görevi yoktur.

MHP Genel Merkezinin yaptığı açıkça; kanuna karşı hiledir ve hukuk hileyi korumaz!

Bu konuda en ufak bir kuşku bulunmamaktadır.

Böyle durumlar, insanın aklına “tecavüz” sözcüğünü getiriyor…

Tahmin edeceğiniz gibi bu defaki tecavüz, “adalet hanıma” yapılmıştır!

Gemerek ve Tosya Asliye Hukuk Mahkemeleri, Yargıtay’daki bir dosya hakkında ihtiyati tedbir kararı vermiş olmakla, doğrudan “adalete tecavüz” etmişlerdir…

Bunun başka açıklaması olamaz!

Gemerek ve Tosya hakimleri, ihtiyati tedbir yoluyla bütün işlemleri durdurma kararı verdiler!

Cesaretin böylesi, Türk hukuk tarihinde bir daha görülmedi…

Görüldüğü gibi tecavüz, sadece Ensar Vakfı‘nın hocalarına özgü değildir!

Nitekim, “Tosya kararı” MHP Genel Başkan adaylarından Meral Akşener’in aklına, meşhur Temel fıkrasını getirdi:

Akşener: “Bu iş “kafasına” göre imam arayan Temel’in işine benziyor” diyerek, haklı olarak o fıkraya gönderme yaptı…(5)

***

Bugün yok hükmünde karar vermekle meşhur olan Hakim Mustafa Başer de adalet sistemimizden memnun değildir!

Silivri Cezaevi’nden avukatları ile gönderdiği mektupta:

Nöbetçi mahkeme olmaması nedeniyle görevli olmayan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yakalama kararı çıkartıldığından yakındı…

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve 2802 Sayılı Kanun’un 88. maddesine aykırı davranarak, “ağır cezalık” ve “suçüstü hali” koşulları oluşmadan, savunması dahi alınmadan, aleyhindeki deliller tarafına yansıtılmadan tutuklandığını söyledi…

Kararı veren meslektaşlarının suç işlediğini ileri sürdü…(6)

Dinleyen olmadı tabii…

Adaletin ırzına bir kez geçildi mi alışkanlık yapıyor demek ki, tecavüzlerin arkası bir gelmiyor…

Yargıtay Başkanı:

Yargıya güven yüzde 70‘ten 30‘a düştü boşuna demiyor…

***

Hal böyle olunca; MHP‘nin olağanüstü kurultay toplanması ile ilgili kararı hakkında, ihtiyati tedbir kararı veren Gemerek ve Tosya Asliye Hukuk Mahkemelerinin kararları için, aklınıza ne geliyorsa diyebilirsiniz artık…

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi; delegelerden yeterli imza toplandığı halde, olağanüstü kurultayı toplamayacağını ilan eden MHP Genel Merkezi’nin hukuka aykırı tutumu karşısında, üç kişilik çağrı heyetine görev verip, kurultayın toplanmasına karar verdi…

Karar son derece doğru ve yerindedir…

Tüzel kişiliklerde, temsil organları görevlerini yapmazlarsa eğer, ilgililer mahkemeye başvurarak; “temsil kayyımı” atanmasını talep edebilirler.

Bazı hallerde “idare kayyımı” atanması da talep edilebilir ama, o konumuz dışındadır…

Çağrı heyeti” olarak isimlendirilen üç kişilik kayyımın görevini, mahkeme belirlemiştir.

Verilen delege listesi ve talep edilen gündem ile olağanüstü kurultayı toplayıp, tüzük değişikliğini karara bağlayacaklar.

Genel başkanlık seçimi için ayrı bir kurultay daha gerekir!

Bahçeli kaybedeceğinden o kadar emindir ki, karşı çıkmaya tüzük değişikliğinden başlamıştır…

Yapılacak olan değişiklik; son derece haklı bir talepten kaynaklanıyor ve demokrasiye saygılı bütün partilerin tüzüğünde bulunması gerekir:

Parti yönetimini belirleyen kurultay delegeleri, seçtikleri yöneticilerin daha sonra yetersiz olduğunu anlarsalar, olağan kongreyi beklemeden onları değiştirebilmelidirler…

Olağanüstü kurultayda, MHP’nin Tüzüğünde bulunmayan bu hüküm, şimdi Tüzüğe eklenmek istenmektedir.

Devlet Bahçeli ve ekibi, bu değişiklik olmasın diye adeta kıyameti kopartmaktadırlar…

Belli ki, görevleri henüz bitmemiştir!?

Bahçeli’nin “yeni” ve uygun bir imam arayışı da bu yüzden olsa gerekir…

Ankara’dan kalkıp, pirinç için taa Tosya’ya kadar acaba neden gidilmiştir!

Bahçeli ve ekibi, kendilerini seçen iradeyi; varlık nedenlerini, meşruiyet kaynaklarını tanımıyorlar…

Bundan çıkan sonuç: Kendilerinin de tanınmayacak konumda olmalarıdır!

Ülkücülerin hangi iradeye saygılı oldukları ve ne kadar kararlı olduklarını, pek yakında öğreneceğiz…

Gelinen bu aşamada kongre mutlaka yapılmalıdır.

Bahçeli ve ekibi ile esen sert rüzgarlara bağlı olarak Dersimli Kemal şimdiden kaybetmiştir…

Çünkü MHP’nin olağanüstü kongresi CHP’yi de tetiklemektedir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.aydinlikgazete.com/politika/tahliye-kumpasi-yargidan-dondu-h68578.html

(2) Yokluk (inexistence), geleneksel kamu hukuku öğretisinde, bir hukuki işlemin “çok ağır bir sakatlık” ile malül olması olarak nitelenmektedir. Fonksiyon gaspı, yetki gaspı ve ağır ve bariz yetki tecavüzü ile malül olan işlemler yok hükmünde kabul edilmektedir.

(Metin Günday, İdare Hukuku Dersleri, s.168, 173)

Yok olan işlem, hüküm ifade etmeyeceğinden kimsenin hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmaz.

(Sabri Tandoğan, Objektif ve Subjektif Tasarruflarda Yokluk, s.33-155)

Yok hükmündeki işlemlerin dava edilmeleri de gerekmez. Sadece tespitinin yapılması yeterlidir.

(3)İdari Merci Tecavüzü: İdari tasarrufların kanunlarda belirtilen bir kısmının, öncelikle idari makamlar huzuruna götürülmeden ve bu makamlar atlanarak doğrudan doğruya yargı yoluna başvurulması şeklindeki usulsüzlüğün adıdır.

(4) İhtiyati Tedbir Kararı:HMK m. 390′a göre ihtiylati tedbir dava açılmadan önce esas hakkında yetkili ve görevli olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir.

http://www.erdem-erdem.com/articles/hukuk-muhakemeleri-kanunu-ile-ihtiyati-tedbire-getirilen-yenilikler/

Mahkemece verilen bir hükmün, temyiz incelemesi sonuna kadar infazını durdurabilmek için, Yargıtay’dan “tehiri icra kararı” başka bir söyleyişle “yürütmenin durdurulmasına” karar vermesi istenebilir.

İcra İflas Kanunu Madde 36′da; yerine getirilmesi “kesinleşmesine bağlı olmayan” ilamlara ilişkin icra takiplerinin -güvence karşılığında Yargıtay’dan alınacak- “yürütmenin durdurulması” (tehiri icra) kararı ile durdurulması düzenlenmiştir.

(5) O meşhur “Temel ile İmam” fıkrasını merak edenler takip eden bağlantıdan öğrenebilirler:

http://www.diyadinnet.com/Fikra-3542&Bul=temel-ile-imam

(6)http://www.hurriyet.com.tr/tutuklanan-hakim-mustafa-baser-silivri-cezaevi-nden-mektup-gonderdi-28935376

HER EŞEKTEN ÜÇ POST ÇIKAR!

kravatli_esek

TSK’nın geçmişinde darbeler var diye, “Ergenekon Terör Örgütü”nün varlığını peşinen kabul etmek; daha önce hırsızlık suçundan mahkum olan birine, şehirde yapılan tüm hırsızlıkları yüklemek gibi saçmadır…

Hırsızın, hırsızlığı sabittir diye, onu işlenmemiş gasp suçundan da sorumlu tutup, ilelebet hapse tıkmak, adaleti katletmektir.

Ceza bireyseldir ve suçu işleyene verilir.

Cezanın amaçlarından biri de ıslahtır

Daha önce suç işledi diye, kişiyi toplumdan dışlamak veya intikam hisleri ile ağır cezalara çarptırmak, toplumsal tatmini sağlasa da çağ dışıdır…

Nokta.

***

2007 yılında Oval Ofis’te Tayyip Erdoğan’ın Bush ile anlaşarak, düğmeye basması ile başlayan “Ergenekon Davası”, Türk yargısına çarparak param parça oldu…

Bu şekilde ABD’nin “yargı gücü” de hendeklere gömüldü!..

Türk halkı, yürekli hukukçularının olağanüstü çabaları ve sanıkların kahramanca duruşları ile Türkiye Cumhuriyeti’ni teslim alıp, yok etmeye yönelik; bu dış kaynaklı ve planlı davadan şimdilik kurtuldu…

İhanet senaryosunu hazırlayan sahtekarlar, bu davada (yalan, sahtecilik, ahlaksızlık, hile, ve savunma hakkının kısıtlanması gibi..) çağ dışı uygulamaların hemen hemen tümüne başvurdular…

Onlar için önemli olan; dünya tarihinde ilk defa emperyalizmi yenen Türk Ordusu’nu, başına çuval geçirip, teslim almaktı…

Muhalefeti kaset operasyonları ile zaten ele geçirip, borazanları haline getirmişlerdi.

Türk aydınlarını da susturduktan sonra, işgali tamamlayacaklardı.

Ömürleri yetmedi.

İhanet işlerinde; birinci derecede rol alan; daha sonra Erdoğan’ın “ne istediler de vermedik” diyerek yakındığı, iktidar ortağı Fetullah Gülen Cemaati idi…

***

Öz yeğenini pazarlamaktan hüküm giymiş olan Osman Yıldırım‘a oynatılan rol, durumu bütün çıplaklığı ile anlatmaya yettiği için, bu yazıda Yargıtay’ın “bir kuzudan üç post çıkarttılar” diyerek eleştirdiği yerel mahkeme kararının, hukuki-teknik ayrıntılarına girmeyeceğiz!

Yıllarca teröre karşı mücadele vermiş komutanları mahkum ettirmek için, tanık olarak dinlenen PKK’nın 18 yıl dağda çatışmış militanı Parmaksız Zeki, (Şemdin Sakık) gibiler, bu işin tuzu biberi oldu…

Bilenler bilir, Danıştay saldırısının azmettiricisi olarak hüküm giyen “Osmanım”, komutanların yargılandığı davada “gizli tanık” olarak dinlenmişti…

Gizli tanığın ifadeleri, başka kanıtlarla doğrulanması gerekir…

Başka kanıt uydurulamadığı için “Osmanım”, gizli tanık olarak anlattığı yalanları doğrulamak için bu defa “tanık” olarak da dinlendi…

Yani, tanık Osman Yıldırım, gizli tanık Osman Yıldırım’ın anlattıklarını doğruladı…

Böylesi tiyatro yazarlarının bile aklına gelmez!

Savcı Zekeriya Öz ile Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin canı ciğeri olan Osman’a; mecburen hem “sanık”, hem “tanık” hem de “gizli tanık” olarak görev verildi…

Bu kadar işi yapmaya zekası yeterli miydi, onu bilemem!

İşte o meşhur mahkeme, bir eşekten üç postu böyle çıkartmıştır…

Yargıtay da “bir kuzudan üç post çıkarttılar” diyerek, özel görevli mahkemeyi kibarca eleştirmiştir…

“Ergenekon Davası”nda sanıkların hazır ettiği tanıklar ise hiç dinlenmemiştir!

AB ve Atlantik yargısı, bu davaya özgü olarak “Savunma hakkı”na zerre kadar değer vermemiştir.

Bu şekilde, “vicdani kanı”ya ulaşan Özel Görevli 13. Ağır Ceza Mahkemesi, karar duruşmasında sanıkların başına dolu yağar gibi cezaları yağdırdı…

Yüzyılın Davası” diye sunulan bu kumpas davası, özetle böyle işlemiştir…

Bu ihanetin içine gönüllü olarak atlayan, “hakim” ve “savcılar” şimdi firardadır...

Kalan ömürlerini, ABD’de CIA‘nın koruması altında geçirecekler!

Yine bilenler bilirler, dava dosyasına giren toplam belge sayısı, 120 milyon sayfayı aşmıştı…

Hazırlık soruşturmasında görev yapan “F Tipi” polislerden biri, Amerika’nın arkalarında olmasından kaynaklanan özgüven ve şımarıklıkla; bu davada hakim ve savcıların konu mankeni olduğunu afkırıyordu:

Bu utanmaz, rezil:

Soruşturma Ergenekon olduğu zaman s…kerim hakimini de savcısını da...” diyerek, meslektaşlarına da gözdağı vermişti…

Bunu duyan polislerin en küçük şüphesi kalmamıştı:

Bu soruşturma, düğmeye basılan yerden, Oval Ofis’ten yürütülüyordu…

Öyle bile olsa, emperyalizmin “rest”i görüldü;3 bin 868 klasörden üretilen ve 16 bin 798 sayfa tutan gerekçeli kararla, Amerika’nın kumpası hendeğe gömüldü; tarihin çöplüğündeki yerini aldı!

***

Bir gerçeğin daha altını çizip, bu bahsi bitirelim:

CIA’nın kucağında oturup, din duygularını emperyalizmin hizmetine sunan, kendi ülkesine ihanet etmekte en küçük bir tereddüt göstermeyen eski Vaiz Fetullah Gülen’in etkisinde kalanlar, geç de olsa, vicdan muhasebesi yapmaya başladılar…

“Allah! Allah!.. Allah! Allah! “diyerek düşmana taarruz eden Türk Ordusu’nun, Camileri bombalayacağı yalanına inanan bu zavallı güruh, 21 Nisan Perşembe günü, öğleden önce, eşekten düşmüş karpuza döndü…

Yine de dini ve dince kutsal sayılan değerleri siyasete bulaştıranların, bu olaydan ders aldığını, hiç sanmıyorum.

Hani bir musibet, bin nasihatten iyiydi?

Nerede!..

Hiç değilse; demokrasinin olmazsa olmazı, “Laiklik İlkesi”nin, önemi kavranmış olsaydı…

ABD BU HENDEK SAVAŞINI DA KAYBETTİ

ABD’nin Kandil’deki “kara gücü”nün komutanı Cemil Bayık, militanlarına emirler yağdırıyor:

Örgütteki çözülmeyi telsiz konuşmaları ile ifşa etmeyin.

Kahramanca direnişe devam ettiğiniz görüntüsünü verin ve sık sık dile getirin; bize yakın medya organlarıyla paylaşın.

Telsizleri nadir kullanmaya devam edin.

Arkanızda yaralı bırakmayın, her şeyi döküyorlar, susturun.

Tecrübe kazanmış, güvendiğiniz YPS’lileri yanınızda kırsala götürün.

İhanet eden halkla ilişki kurmayın, yakaladıklarınızı cezalandırarak bölgeyi terkedin.

Yakın, patlatın ve binalardan öyle çıkın.

Vakit bulamadığınızda da kazdığınız tüneller dahil her şeyi tuzaklayın…”

İSLAMIN EN BÜYÜK DÜŞMANLARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Hz. Peygamber, Tevhid ve Vahdet temalı Kutlu Doğum programında konuştu:

DAEŞ, Boko Haram, El-Kaide‘nin tüm zulümleri sadece Müslümanlara karşıdır.

Bu örgütlerin İslam’a verdiği zararları, İslam düşmanları dahi vermemiştir” dedi…

Doğrudur, fakat eksiği var:

Diğer İslami örgütler de öyledir…

Y-CHP’NİN “SAĞCILIK İLKESİ

Y-CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı MHP’li Mansur Yavaş CHP’den istifa etti.

Fetullah Gülen’in 2011 Genel Seçimlerinde Y-CHP’den seçtirdiği Faik Tünay da CHP’den ayrılıp gitti.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “tıpış tıpış” oy vermek zorunda bırakıldığımız MHP Milletvekili Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı hanedanı mensuplarına ömür boyu maaş bağlanması için yasa teklifi verdi…

Atatürk’ün partisine mensup insanları, sağ partilere oy vermeye mecbur bırakan Kılıçdaroğlu’nun, dolaylı yola sapmadan, doğrudan sağa oy vermemizi ne zaman isteyeceğini çok merak ediyorum!..

Bu adam Yargıtay’ın bozma kararı üzerine:“Geçmişte yaptığımız eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor” demez mi!

Kafayı yiyeceğim.

Birisi, dişe dokunur bir tek eleştirisini göstersin, bileklerimi keseceğim…

***

Yetmezmiş gibi, bir de AKP’nin dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda yapacağı düzenlemeye “evet” diyecekmiş!

Düzenlemeyi anayasaya aykırı bulan Dersimli Kemal; bu aykırılığa rağmen, “evet” diyecekmiş!

Aksi halde, AKP, CHP’yi teröre destek vermekle suçlayabilirmiş!?

Anayasaya aykırılığı desteklemenin gerekçesi bu kadardır…

Mantığa bakar mısınız; anayasaya aykırı bir düzenlemeye “hayır” demeyi, halka anlatamazmış ama “evet” demeyi anlatabilir!…

Kılıçdaroğlu, halkı kendi gibi sanıyor galiba?

KARŞI DEVRİM”İN MAHKEMELERİ

Karşı devrim mahkemelerinde; karşı devrimcilerin mahkum olmasını beklemek, hayal dünyasında gezinmekten farksızdır…

Bekleyiş, rüyada koşmak gibidir, bir türlü bitmez…

Kaldı ki, adamlarına mahkumiyet kararları verilse bile, infazında sorun yaşanacağı kesindir.

Bu konudaki son örneğimizi, İzmir’in Urla ilçesinden vereceğiz.

Y-CHP‘li Belediye Başkanı Sibel Uyar, Danıştay’ın nihai kararını beklemeden, genel merkezin başını sallaması ile vatandaşın 74 evini başlarına yıktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın arkadaşı Latif Topbaş‘a ait kaçak villalar hakkında, İzmir 2. İdare Mahkemesinin verdiği ve Danıştay tarafından da onanan, kesinleşmiş yıkım kararını ise, uygulamıyor…

Dersimlinin “halkçı belediyecilik” dediği budur işte…

İlaveten; Sibel Hanım, 2015 yılında, çocuklara tecavüz olayları ile gündeme gelen Ensar Vakfı‘nın DHMİ’nden devraldığı tesislere “gençlik kampı” kurmasına da izin vermiştir…

Dersimli Kemal’in kadroları bir bir kendilerini gösteriyor…

Oylarımız yine de Y-CHP’ye!..

“ENSAR YARGISI”!

Ensar Vakfı‘nın tecavüzcü öğretmeni Muharrem Büyüktürk, mahkemedeki savunmasında:

“İki yıl Ensar Vakfı’nda, 3 yıl KAİMDER’de kaldım.

Bu dönem hiç şikayet çıkmadı.

Çocuklar 6 ay yalnız kaldılar.

Aralarında cinsel ilişkiye girmişler.

Ailelerini uyardım, hakkımda şikayette bulundular…

Sınav dönemlerinde, teselli için yanlarında yatıyordum” dedi…

Müdahil avukatların, ihmali olan tüm yetkililerle, Ensar Vakfı ve KAİMDER’in soruşturmaya dahil edilme isteği reddedildi…

Mahkeme, ilk celsede Büyüktürk’e 508 yıl hapis cezası vererek yargılamayı bitirdi.

Öğretmen Muharrem “paralelci” değil ki!

Böylesine hızlı ve savunmaya izin verilmeyen bir yargılama ilk defa görülüyor!

Sanığın “savunma hakkı kısıtlandığı” için, kararın Yargıtay’dan dönme olasılığı oldukça yüksektir.

Temyiz üzerine, Yargıtay “onama” kararı verse de, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvuru sonucu “hak ihlali” kararı almak mümkün gözüküyor.

Anayasa Mahkemesi dahi başvuruyu reddetse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna varıp, Türkiye’yi mahkum edebilir…

Toplumda infial yaratan bir suçluyu mahkum edelim derken, mahkum olabiliriz!..

İyi mi!

Yargının bağımsız ve tarafsız olmasının ne kadar önemli olduğu ve hala Türkiye’nin gündeminin ilk sırasında bulunduğu, her gün yaşadığımız bu olaylardan görülmektedir…

Cemil Can

DOĞU’NUN ÇOCUKLARI

islam-isbirligi-teskilatindan-irana-sok_1

Almanya İçişleri Bakanlığı, 2015 yılında ailesiyle birlikte ülkeye giriş yapıp, hakkında kayıp ihbarı bulunan yaklaşık 6 bin çocuğun akıbetini bilmediğini açıkladı!

Almanya’ya gelen sığınmacı çocuklarından 8 bin 6‘sı, ailesi ya da yakınları tarafından kayıp olarak bildirilmişti…

Bu çocuklardan; 2 bin 171‘ine ulaşılırken, 5 bin 835 çocuktan haber alınamıyor…

Organ mafyası veya fuhuş çetelerinin eline düştüğünden korkulan Doğu’dan gelen sığınmacı çocuklar için, medeniyetin beşiği Batı’da kılını kıpırdatan yok!…

Son haftalarda Ensar Vakfı‘nda yaşananlar ile Avrupa’da kayıp olan bu çocukların başına gelenlerin hesabı, bu dünyada sorulabilecek mi bilmiyorum…

Bu büyük günahı işleyenlere, oylarıyla destek veren “Müslümanlar”, öteki dünyalarında “aldatıldık” diyerek, kurtarabilecekler mi?

“STRATEJİK DERİNLİK”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Stratejik Derinlik”ten vazgeçiyor!

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı, Rusya’ya gönderdiler…

Bugüne kadar Suriye’de “Eset’le olmaz” diyen asrın lideri, şimdi Esat’lı çözüme yanaşmış gibi…

İran’a göz kırptılar: Alt düzeyde sürdürülen temaslar, bir anda Cumhurbaşkanlığı düzeyine çıkartıldı…

AKP’nin “sıfır sorunlu” dış politikası değişiyor:

ABD’nin “kara gücümüzdür” dediği PKK/PYD‘ye karşı operasyonlar aralıksız sürdürülüyor…

ABD’nin Müslüman toplumları bölmek ve emperyalizmin hizmetine sokmak için görevlendirdiği has elemanı Vaiz Fetullah Gülen, terör örgütü lideri olarak kırmızı bültenle aranmaya başlandı…

Bir zamanlar yere göğe kondurulamayan Cemaat, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak yargılanıyor…

Rus Lideri Putin, bir TV programında; Erdoğan için sorulan soruya, yardım isteyen herkese elini uzatacağı yanıtını vererek, iki ülke arasında uçak düşürülmesi ile başlayan krizi sonlandıracağı mesajını verdi…

ABD, işine gelmeyen bu gelişmelere çomak sokma görevini Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz’e verdi…

Kral, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 13. İslam Zirvesi Konferansı için kalkıp İstanbul’a geldi…

Beklendiği gibi Selman, sonuç bildirisine damgasını vurdu…

Bildiriyi sanki İsrail için kaleme aldılar: İran’ı hedef tahtasına oturttular.

İran’ın bölge ülkelerinin içişlerine müdahalesinden duyulan üzüntüye dikkat çekildi… (1)

Destek verdiği Lübnan Hizbullah’ı, isim verilmeden terörist olarak nitelendirilip kınandı…

Buna rağmen:

Erdoğan ile Ruhani, Cumhurbaşkanlığı sarayındaki görüşme sonunda: “Suriye ve Irak’ın toprak bütünlükleri ve siyasi birliklerinin mutlaka korunması konusunda görüş birliği içinde bulunduklarını” memnuniyetle ifade ettiler…

Erdoğan: Dışarıdan yapılan dayatmalara karşı bölge içinden çözümlerin geliştirilmesini savundu.

7 mutabakat metni de imzaladılar.

ABD’NİN “İSLAM ORDUSU

Suudi Arabistan öncülüğündeki İslam Ordusu‘nun görev yeri: ABD ve AB’nin çıkarlarına zarar veren bölge ülkeleri olarak belirlendiği tartışmasızdır…

Acı olan, Birinci Dünya Savaşı’nda Türkleri arkadan vuran Arapların öncülüğündeki emperyalizmin bu vurucu gücüne, bizim de katılmış olmamızdır…

Halbuki Türk Ordusu, emperyalizmi ilk defa yenen ordu olarak tarihe adını yazdırmıştı…

İslam Ordu’sunun komuta kademesinde kimlerin oturduğu, bizimkilerin Suudi Kralı karşısında “esas duruş” göstermelerinden bellidir.

Kral Abdülaziz, Ortadoğu’da ABD çıkarlarını korumakla görevlidir ve Obama’yı temsil etmektedir…

Tam da komşularımız ile ilişkileri düzeltme adımları atmışken, Suudiler sonuç bildirisi ile hamlemizi sabote ettiler…

En ufak bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde; ayan beyan bellidir ki: İslam Ordusu, Suudilerin komutasında, İsrail’in hizmetinde ve ABD’nin emrindedir…

Bu sıralar, Türkiye’nin Suudilerin desteklediği muhalif gruplara Stringer füzeleri verdiği de söylenmektedir.

Bu iddia doğru çıkarsa eğer ve füzeler ABD ile Rusya gibi devletlere karşı kullanılırsa, bölge ülkeleri ile ilişkilerimizi kolay kolay düzeltemeyiz…

ABD’nin, Türkiye’yi böyle bir sonuca götürebilmek için Kral Selman’a o sonuç bildirgesini yazdırdığına kalıbımı basarım…

İslam İşbirliği Teşkilatı sonuç bildirgesi, tıpkı düşürülen Rus uçağı gibidir!

MUHALEFET SERTLEŞİYOR!

Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Hakan’ın programında; iktidar mensupları için “Hırsızların altına yattılar mı yatmadılar mı” sözlerini bilerek kullandığını söyledikten sonra, ses çıkartmıyorlar diye sivil toplum kuruluşlarından (STK) şikayet etti…

“Diliniz mi sürçtü” sorusuna, “Hayır, ben üniversitede konuşmuyorum, halka konuşuyorum, halkın anladığı dildir” diyerek, “altına yattılar” sözlerini sahiplendi!..

Dersimli, şimdi ana muhalefet görevini STK’ların yapmasını bekliyor.

Onlar muhalefet yapacak, kendisi iktidar olacak!

Beklentisi budur…

Geçmişte de “etkin muhalefet yapamıyor” eleştirilerine; “harakiri mi yapalım” diye yanıt veriyordu!

Ülkenin “darbe” koşulları içinden geçtiğini sanan Kılıçdaroğlu, STK’ları işin içine sokana ve karşı devrim yapıldığını anlayana kadar, AKP işi bitirir zaten…

Balyoz” ve “Ergenekon” davalarını görmezden gelen; hatta gizlice destek olan, “Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur” ve “Yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem” diyerek, eğitim ve öğretim birliğinin bozan 4+4+4 yasasına karşı gelmeyen Kılıçdaroğlu’nun, ülkenin bu noktaya gelmesindeki günahı, en az iktidar kadardır…

Artık kabul edelim:Küresel güçler, iki kaset operasyonu ile muhalefet partilerine ele geçirip kontrol altına aldılar.

CIA‘nın kucağında oturan Cemaat’in marifetiyle, Emniyet ve Yargı ele geçirdiler…

Yeni muhalefet partilerinin oluşmasını da işgal altında olan partiler engellediler…

İktidarın sahipleri, sahte deliller üreterek iki uyduruk dava ile üzerimize ölü toprağı serptiler…

Silahlı Kuvvetler’in yüksek rütbeli subayları ile yurtsever aydınları tutukladılar…

Süleymaniye’de başına çuval geçirilen Türk Ordu’su, bu kumpas ile iyice etkisiz hale getirildi…

Meclis’teki sözde muhalefet partileri, bütün bu olanları “yargı kararını beklemeli” diyerek seyrettiler!..

CHP’deki eksen kayma ve ihanet düzeyindeki aymazlıklara karşı, yapıcı eleştirileri “partiye zarar veriyor” veya “şimdi zamanı mı?” gibi, ilk bakışta haklı gözüken savunmalarla karşılayıp, sıradanlaştırdılar!..

Yabancı unsurları, muhalefet partilerinin yönetim kademelerine kadar taşıdılar; yılların deneyimli kadrolarını tasfiye ettiler!

Kim ne derse desin, bu dönemde AKP’nin tabanını aldatmasından daha ağırı, muhalefet partilerinde yaşandı…

Şimdi bu işbirlikçiler; “çıtayı yükseltmekten” ve “sertleşmekten” söz ediyorlar.

Anlaşılıyor ki, karşı devrim hukukunu tam olarak yerleştiremedi, biraz daha zamana ihtiyaçları var…

Hal böyle olunca, ayarlanmış muhalefete yeniden görev düşüyor, iş bölümünde halkı oyalamak onların ödevi idi…

Demek ki Yeni CHP ile Yeni MHP, yeni vitrinleri ile ve “sertleşme” numaraları ile bir süre daha halkı aldatmaya devam edecekler!

Türk halkı, dört defa yuttuğu bu dolmayı, bir kez daha yutar mı, yaşayıp göreceğiz!..

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://odatv.com/irandan-istanbuldaki-o-bulusmaya-cok-sert-elestiri-1504161200.html

BİR DÖNEM SONA ERİYOR!

mhp_22

Devlet Bahçeli, MHP’nin genel başkanı olmadığını bir kez daha kanıtladı…

İradesiyle seçildiği delegenin bugünkü özgür iradesine zerre kadar değer vermiyor!

Bu durum kendi değerini de gösteriyor tabii…

Hazret, MHP’lilere dayatılmış ve atanmış bir müdür gibi konuşuyor.

Dersimli Kemal’in CHP’lilere dayatıldığı gibi..

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin olağanüstü kongre kararına “Kimse olağanüstü kongre beklemesin” diyerek direniyor…

Bahçeli, “Kolay kolay partiyi teslim etmeyiz” diyor…

Devlet Bey, MHP’yi MHP’lilere teslim etmeyi sakıncalı gören bir anlayışın temsilcisidir!..

Belli ki, devleti yıllardır stepnesi olduğu AKP’nin sürekli yönetmesini istiyor…

Dolayısıyla ülkenin iç savaşın eşiğine gelmesinde ve 14 yıldır yaşadığımız rezaletlerin tümünde suç ortağı olduğu tartışmasızdır!

Yolsuzluklar, hırsızlıklar, iç ve dış güvenlik sorunları, çocuk istismarları ve Ege denizindeki boğulmalara kadar, bütün olumsuzluklarda payı vardır…

İddialı bir söz gibi görülebilir belki: MHP cephesinde esen rüzgar, kurtuluşumuzu müjdeliyor…

Bu değişim isteği, CHP’nin halka kapalı demirden kapılarını da açacak gibi!

Genel Başkan adaylarından Koray Aydın; Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki konuşmasında, parti içi demokrasiden söz etti…

Genel başkanlığa seçildiğinde, yargıç denetiminde ön seçim yaptıracağını vadetti…

Lider sultasından şikayet etti…

Aydın, MHP yönetimini, temkinli bir dille fakat en kritik yerlerinden eleştirdi… (1)

Bu tür söylemler, MHP’nin “ilk”leridir ve Türkiye siyaseti için son derece önemlidir…

Yaşadığımız sıcak gelişmeler, Devlet Bahçeli kadar olmasa bile, ülkenin bu duruma gelmesinde ağır sorumluluğu bulunan Dersimli Kemal’in de suyunu ısıtıyor…

Kılıçdaroğlu’nun hain bir projenin ürünü olarak Atatürk’ün partisinin başına getirildiği, nihayet bizim cephede de anlaşılmaya başlandı…

Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına atanmış bir müdürdür…

O da küresel güçlerin has adamıdır Bahçeli gibi!

Baykal kasetinin zorunlu bir sonucu olarak tarihe geçeceğine zerre kadar kuşkum yoktur…

Şimdi en saygın MHP’lilerin acı ama gerçek bir tespitini paylaşma sıradır: Bugün için MHP’nin başında bir MİT ajanı oturuyor!..

Bir başka yakıcı gerçek de şudur: CIA‘nın yan kuruluşu Stratfor’un TR-705 kulak numaralı elemanı Sezgin Tanrıkulu, yıllardır Atatürk’ün partisini yönetiyor!..

Devlet Bahçeli ile Dersimli Kemal, bu oyunda sadece birer figür, bir vitrin süsüdür…

CASUS TANRIVERDİ!..

Silah Fabrikası Müdürü Mustafa Tanrıverdi, MKE’ye ait MP-5 ve üretimine yeni başlanan MPT-78 piyade tüfeğinin, çizim ve tüm üretim planlarını 1 milyon 200 bin lira karşılığında, ABD’li bir firmaya satmak istenirken suçüstü yakalandı…

İhbarı yapan ise Türk asıllı Amerikalı silah tüccarıdır.

Şikayet numarası ile planları bedavaya getirmiş de olabilir!

MPT-76, NATO standartlarındaki en çok testi geçebilen ve dünyada birinci sırada yer alan bir Türk silahtır.

2013 yılında AKP Siyaset Okulu’ndan mezun olan Tanrıverdi, “Ben de bir hata yaptım” dedi…

İyi ki, “aldatıldım” demedi!

Yoksa yeri, başımızın üstündeydi!

Tanrıverdi’nin, “Devlete ait gizli kalması gereken fenni keşif, buluş ve sinai verilerden yararlanma” ve “rüşvet alma” suçlarından yargılanacak olmasına bakmayın siz.

İşlediği suçun konuşma dilimizdeki karşılığı casusluktur

GÜL’ÜN KORUMALARI

İyi şeyler olacak” diyerek; “açılım”ı müjdeleyen, Bahçeli’nin olağanüstü çabaları ile Cumhurbaşkanlığına seçilen Abdullah Gül, Nusaybin’de şehit olan polislerden ikisinin, yakın korumaları olduğunu söyledi…

Yakın korumalar, Gül’ün yakını değil elbette…

Abdullah Gül, yakınlarından bir tek şehit göstermez!

Oğulları şehit olan babaların, babaları şehit olan çocukların acısını yüreğinde duyabilir mi hiç?

Gül, “açılım”ın mimarı olarak yaptığı iş ile övünebiliyor mu bugün?

Onu söylesin…

KİMLİK BİLGİLERİMİZ

Kimlik bilgilerimiz internette dolaşıyor!

Bilgileri çalan olağan şüpheli, Fetullah Gülen Cemaat’inden bir mürittir…

Kozmik odalara giren, istihbarat arşivimizi çalan, savaş sırlarımızı yurt dışına kaçıran, olası bir açık işgal halinde sivil halkın direnişini örgütleyecek yurtseverlerin isimlerini deşifre eden “F Tipi”nin, kimlik bilgilerimizi ele geçirememiş olması düşünülebilir mi?

Diyeceksiniz ki, 2009 yılında siyasi partilere verilen bu bilgilerin, aradan 6 yıl geçtikten sonra yayınlanması ne işe yarayacak?

Halkı huzursuz etmenin ötesinde, bazı önemli sonuçları da olacak kuşkusuz.

Bekleyip göreceğiz…

KARŞI DEVRİM

Eğitim Bir-Sen‘in: “Kemalist ruhu eğitim müfredatından arındırmalıyız” talebinden sonra, MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın orta öğretim sınıfları için hazırladığı Tarih dersi kitabı da karşı devrimin kesintisiz devam ettiğinin kanıtıdır…

Tarih dersi program taslağında; “Türkiye Cumhuriyeti” ve “Türk Milleti” ifadeleri geçmiyor…

Kurtuluş Savaşı”na yer verilmiyor…

Atatürk Devrimleri”nden tek kelime söz edilmiyor…

Bu gerçeklerin üzerini örtmek için, belden aşağı bir tartışmadır gidiyor:

Ne yazık ki, bu seviyesiz ödev Y-CHP’lilere verilmiştir, onlar da verilen rolü bir güzel oynuyorlar…

Atatürk’ün partisini yönetenler, haftalardır kim kimin “önüne yatmış” polemiğinin dışına bir türlü çıkamıyor!..

Dersimlinin savunması kabahatinden çok kötüdür!

Küfürü bir marifet sayan; aciz, fanatik birkaç ruh hastası geri zekalıyı tatmin etmekten başka, hiçbir işe yaramayan, “birilerinin önüne yatma” sözleri, Dersimli Kemal’in kendisine değil de eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’e aitmiş…

Kemal efendi, bir bakıma AKP’lilerin kaldırım seviyesindeki sözlerini kullanmayı kendine hak sayıyor.

Ne farkın var onlardan o zaman, be çiğ adam!

Yüzde yüz haklı konumdan, savunma pozisyonuna düşmek hangi aklın karıdır?

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.haberfedai.com/haber/33606/koray-aydin-ankarada-govde-gosterisi-yapti

ÖNCE MHP KURTARILACAK!..

mhp-muhaliflerjpg

İKİNCİ KURTULUŞ”UMUZ MHP‘NİN KURTARILMASI İLE BAŞLAYACAKTIR!..

 

TSK’nın 24 Temmuz itibariyle PKK’ya karşı başlattığı operasyonlarda, başarılı sonuçlar elde etmesi, emperyalistleri bayağı telaşlandırdı.

Özellikle de R.T. Erdoğan’ın ani bir dönüşle “açılım”dan vazgeçip, “terörle mücadele”ye yönelmesi Batı cephesindeki paniği artırdı.

Küresel güçler, güvenlik güçlerinin başarısını gölgelemek ve ordu ile hükümet arasında güven bunalımı yaratmak için, masa başında üretilmiş yalanları piyasaya sürdüler…

Bu aralar Batının kalemşörleri, Türkiye yönetiminde askerlerin ağırlık kazandığı tezini işliyorlar…

TSK’nın “darbe” yapacağı söylentisi ile sürdürülen kampanyayı, ABD’nin hatırı sayılır Türkiye uzmanları yürütüyor:

Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, American Enterprices Institute’de yayımlanan makalesinde; Türkiye’de darbe olması durumunda, ABD’nin darbe yönetimiyle çalışmaya devam edeceğini yazdı…

Eski Başkanlardan Ronald Reagan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Norman A. Bailey ise, Ankara Garı’ndaki patlamadan hemen sonra yaptığı açıklamada; Bence en mantıklı senaryo Türkiye’de askeri darbedir. Darbeyi Kemalistler ve Aleviler de destekler dedi…

Son elli yılda “darbeler” konusunda kazandığımız deneyimden sonra, Kemalistler ile Alevilerin darbeleri destekleyebileceğini düşünmek çok uçuk bir fikir.

Ne var ki, bu tez Bailey’in kişisel fikri değil!

Erdoğan’ın 14 yıldır geliştirdiği nefret dili ve kendine muhalif olan kesimi ötekileştirme çabaları, işi bu noktaya kadar getirdi denebilir.

“Dindar ve kindar” bir nesil yaratma projesi karşısında konumlanan yığınlar, siyasi yollarla AKP’den kurtulma olanağının varlığı inancını bu kadar kolay yitirebilir mi?

Gerçekten de Kemalist ve/veya Alevi kesim içerisinde darbeye umut bağlayanlar var mı?

Sanmam ama yine de bu sorunun yanıtını, aracısız olarak kendilerinin vermesi gerekir!

***

Bu aşamada, “darbe” gibi emperyalizmin ekmeğine yağ sürecek durumları akla bile getirmemek gerekir.

AKP iktidarından ve emperyalizmin sömürü ağından çok daha kolay kurtuluş yolumuz bulunmaktadır:

İç ve dış desteği iyice azalan bu iktidarı, normal yoldan değiştirmek, eskiye göre çok daha kolay hale gelmiştir:

Bu konudaki en geçerli ve somut kanıt, 7 Haziran seçimleridir…

Halkın iktidardan düşürdüğü Batı işbirlikçilerini, halkın bu açık iradeye rağmen, ele geçirilmiş MHP, beklenmedik bir hamle ile yeniden iktidara taşıdı.

İşe buradan başlamak gerekir.

Bundan böyle, AKP’nin iktidardan düşürülmesinden çok, MHP yönetiminin derhal ve çok acil olarak değiştirilmesi konuşulmalıdır…

MHP yönetiminin, yeniden geleneksel çizgisine bağlı olanların eline yeniden geçmesini sağlamak, gündemin birinci sırasındaki maddesidir.

Bu konuda “milli” unsurların seferberlik ilan etmesi, MHP’ye en karşı olanlardan en yakın duranlara kadar, herkesin destek vermesi ulusal bir ödev olarak karşımıza çıkmaktadır…

Bu görev, Çanakkale Savaşı kadar önemlidir!

Başka bir söyleyişle, ikinci kurtuluş savaşımızın ilk cephesi, MHP’yi düşmana hizmet eden bir araç olmaktan çıkartmak olmalıdır…

Çünkü, ne kadar seçim yapılırsa yapılsın, Dersimli Kemal yönetimindeki Y-CHP’nin, oylarını artırması imkansız gibi görülmektedir.

Artırsa bile, AKP’nin tabanından bir tek oy alabilmesi olası görülmemektedir.

Bu hesapta, Y-CHP’nin oturduğu yüzde 25′lik banttaki durumunu koruması, “başarı” kabul edilebilir.

AKP’yi destekleyen yüzde 50 oranındaki “sağ” görüşlü seçmen kitlesinin önemli bir kesimi, daha önce MHP’nin tabanıydı…

MHP’nin güven veren bir ekiple, bu seçmeni yeniden kazanması pek de zor olmayacaktır.

MHP’nin AKP’den geri alabileceği bir oy, CHP’nin yeni kazanacağı iki oydan çok daha değerledir.

Bu nedenle, daha kolay ve olası görülen birinci yol tercih edilmelidir…

Yüzde 10′luk seçim barajı nedeniyle, seçmenin “diğer” partilere yönelmediği, son iki seçimde açık ve net olarak görülmüştür.

Örneğin; 7 Haziran seçimlerinde, 190 bin civarında oy alan Vatan Partisi’nin 1 Kasım seçimlerinde 30 bin oy kaybına uğramasının açıklaması, başka hiçbir şekilde yapılamaz.

En nitelikli seçmen tabanına sahip olan Vatan Partisi’nin bile, 30 bin seçmeni, oyunu CHP’ye vermek zorunda bırakılmıştır.

İktidar ve muhalefet partilerinin barajı düşürmeyecekleri gün gibi ortada olduğuna göre, bütün hesapların bu yalın gerçekliğe göre yapılması gerekmektedir…

Sonuç olarak; AKP’nin tabanını parçalayacak olan tek örgütlü yapı olan MHP’nin, Devlet Bahçeli gibi bir işbirlikçinin elinden alınması ve bağımsızlığa önem veren, milli değerlere bağlı, gerçek MHP’lilerin eline teslim edilmesi ulusal bir görev olarak karşımızda durmaktadır.

Bu noktada MHP’yi işgalcilerin elinden kurtarmak, Türkiye’yi ikinci kez kurtarmanın birinci adımı olacaktır