Y-CHP’YE “LGBT KOTASI”!..

Eylem Yasa

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş,Vezneciler saldırısından sonra, TAK‘ın (1) dağıtılmasını istedi!.. (2)

Yalanlarınız batsın sizin!

TAK‘ın son intihar eyleminde; 6′sı polis 12 kişiyi şehit eden PKK’lı canlı bomba Eylem Yaşa‘nın, tabutu PKK bayrağına sarılarak defnedildi. (3)

Tabutu omuzlayanlar; PKK’nın bölgedeki militanlarıHDP’nin eş başkanlarıdır: Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Fatma Arşimet, Mehmet Ali Aydın; Bağlar Belediyesi eş başkanları Eşref Güler ile Birsen Kaya Akat ve HDP Diyarbakır İl Eş Başkanı Gülşen Özen…

Ankara’da askeri servis aracına bombalı araçla saldırı düzenleyerek; 35 kişinin ölümüne neden olan eylemi de TAK üstlenmişti,(4) saldırıda ölen PKK militanı Abdülbaki Sömer‘in cenazesini HDP ve BDP milletvekilleri kaldırmıştı… (5)

Tunceli’nin Nazimiye ilçesinde; güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada öldürülen PKK militanı Sıdıka Yıldız‘ın tabutunu da HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer taşımıştı. (6)

PKK, TAK, HDP, KCK hepsi aynı soyun b.kudur…

Doğu’nun kanaat önderleri, Y-CHP’nin “kurumsal” olarak bu cenazeye katılmamasını, affedilmeyecek bir siyasi hata olarak değerlendirdiler…

Dersimli Kemal’e haklarını helal etmeyecekler!..

Siyasi faaliyetlerini cenazelere katılmakla sınırlayan Y-CHP’nin akıl hocası; Kemal Kılıçdaroğlu’nun Parlamentodan Sorumlu Baş Danışmanı Mehmet Bekaroğlu, milletvekillerine 22 sayfalık bir mektup yazarak (7) izlenecek rotayı açıkladı.

Sorosçu Kemal’in, hile ile desise ile kadın kotasından Parti Meclisi’ne, oradan da Merkez Karar Yönetim Kurulu’na taşıyıp, kontenjandan İstanbul Milletvekili adayı göstererek; “tıpış tıpış” seçtirdiği Bekaroğlu’nun, hangi pis işlerde kullanılacağı da açık seçik ortaya çıktı.

Bekaroğlu’nun mektubundaki milletvekillerine tavsiyeleri adeta Kılıçdaroğlu’nun talimatı gibi:

Yerine getirmeyenler, bir daha seçilecek yerden aday gösterilmez ya da partiden atılırlar!

Zaten, Y-CHP’de bir yerlere getirileceklerde aranan en önemli kriter; böyle tehditleri göze alamamaktır.

Kefere Mehmet, paratonerlik yaptığı patronu Kemal Efendi gibi (8) Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekincelerin kaldırılmasını şart koşuyor.

Türk Milleti yerine HDP Milletvekili Leyla Zana’nın yemin ederken söylediği gibi, “Türkiye Milleti” kavramı kullanılmalı diyor.

Tıpkı, ustası Abdullah Öcalan’ın 2013 ve 2014‘te okunan Nevruz mektuplarındaki gibi…

Bekaroğlu, Kürtlerin ayrı bir “Millet” olduğunu da savunuyor.

Laiklik konusunda da Meclis Başkanı İsmail Kahraman gibi düşünüyor…

Bekaroğlu, CHP’nin asıl sorununun 6 Ok olduğunu gizlemiyor.

Bu kadarını söyledikten sonra, patronuna diyet borcunu ödedi sayılır.

Dersimli de vaktiyle 6 Ok’un yeniden yorumlanması gerektiğini savunuyordu. (9)

Hazret,“Halkçılık” ve “Devletçilik” ilkelerini bir kez olsun ağzına almadı..

Tabandan gelen sert tepkiler üzerine, 6 Ok‘u yeniden yorumlamanın gündemde tutulma işini Bekaroğlu’na devretti.

Fazilet Parti‘sinden Rize Milletvekili seçilen, Saadet Partisi‘nden Rize Belediye Başkan adayı (10) olup seçilemeyen Mehmet Bekaroğlu’nun, CHP‘nin ilkeleri ile, 6 Ok’la uzaktan yakından ilgisi yoktur.

CHP’nin “Kadın Kotası” artık CHP’li kadınlar için değil, Atatürk’e “kefere” diyen Bekaroğlu gibi tetikçiler için kulanılıyor.

Bu durumdan rahatsız olan CHP’li bir grup kadın, bu tür için ilk kurultayda Tüzük’e “LGBT Kotası(11) konulmasını önereceklermiş!

Bekaroğlu “Kürt Meselesi” hakkında PKK’dan farklı düşünmüyor:

Vatandaşlık” tanımı yeniden yapılmalı diyor, ademi merkeziyetçi bir idari yapı ile merkezi hükümette toplanan yetkilerin bir kısmının yerel yönetimleri devredilmesini doğru buluyor…

Bu sözleri: Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekince konulan maddelerinin mutlaka imzalanmasının, eski Türkçe ile söylenişidir…

Yani Rizeli Mehmet Efendi, patronu Dersimli Kemal’i tekrar ediyor.

Tıpkı Dersimli’nin Apo’yu tekrar ettiği gibi… (12)

(12 nolu dipnotu okumadan geçmeyin sakın. Apo’nun bu konudaki fikirlerini öğreneceksiniz.)

Doğruya doğru; Dersimli Kemal, Atatürk’ün kurduğu CHP’nin bütün mesaisini PKK’nın projeleri ve stratejilerine harcamıştır:

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Yeni Anayasa, “Acılım Süreci”ne katılan PKK militanlarının yasal güvenceye kavuşturması, barajı geçmesi için HDP’ye oy verilmesini isteme Y-CHP’nin başlıca “yasama” faaliyetleri olmuştur.

Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki Y-CHP, kalan zamanlarını Fetullah Gülen Cemaati‘ne tahsis etmiştir…

O da Gülen gibi, ABD desteği ile Türkiye’de iktidar olmayı beklemektedir.

TSK‘ya kurulan kumpasta; “yargı kararlarını bekleyelim” diyen Y-CHP, casusluk yapan ve CIA‘nın güdümünde hareket ettiği ortaya çıkan Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ); mali kaynaklarına ve medya kuruluşlarına karşı yapılan operasyonları durdurabilmek için Cemaat’in fedailiğine soyunmuştur…

Neredeyse tüm milletvekilleri; PKK’ya yapılan operasyonlarda; “insan hakları ihlali” olduğu ve orantısız güç kullanıldığını kanıtlamak için düzenlenen raporlarda yer almaktadır.

Y-CHP, PKK’ya destek veren sözde aydınların dilekçelerini de sahiplenmiştir.

Denebilir ki, bu ekip PKK’nın; basın, propaganda ve tanıtım bürosu gibi çalışıyor…

Bütün bunlar açığa çıktığı için köşeye sıkışan Dersimli, taktik değiştirdi; adeta bugünlerde başımıza Dr. Hikmet Kıvılcımlı kesildi.

Ha bire Kuvayi Milliye’yi savunuyor, olur olmaz yerde “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye slogan atıyor…

Bu aralar, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı ağzına almıyor…

AKP’yi “terör örgütüne yardım ve yataklık” yapmakla suçluyor…

Yavuz hırsız gibidir; ilk hareketi hep kendi yapıyor; aklınca bu suçlamadan yırtacağını sanıyor!

Ülke bütünlüğünü de savunuyor…

Sanki Vatan Partisi’nin genel başkanlığına adaylığını koyacak!..

Belli ki, görevlerini yapabilmek için Atatürk’ün koltuğuna biraz daha ihtiyacı var.

Bu nedenle tepki toplayan söylemleri; gericiliği ve Atatürk düşmanlığı tescilli Mehmet Bekaroğlu’na bırakıyor…

Yerseniz tabii…

Yersiniz, yersiniiiiiz!

Bir defa daha deneyelim” diyerek, yine bu büyük ihanete oy verirsiniz, yakın çevremden biliyorum…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Kürdistan Özgürlük Şahinleri (Teyrebazen Azadiya Kurdistan, TAK)

https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrdistan_%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk_%C5%9Eahinleri

(2) http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160616_selahattin_demirtas_rop

(3) http://www.aljazeera.com.tr/haber/hdpliler-canli-bombanin-cenazesinde

(4) http://www.yenisafak.com/gundem/ankaradaki-teror-saldirisini-tak-ustlendi-2434953

(5) http://odatv.com/hdp-bombacinin-cenazesini-kaldirdi-2202161200.html

(6) Mehmet Bekaroğlu’nun mektubu:tarihi_donum_noktasinda_chp (tıklayıp indiriniz)

(7) http://www.yurdumacanfeda.com/tr/?p=80857

(8) http://m.haberler.com/kilicdaroglu-partisinin-18-olaganustu-kurultayi-6451923-haberi/?csface=1

(9) http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/kilicdaroglu-6-ok-yeniden-yorumlanacak-h49207.html

(10) http://www.haberler.com/mehmet-bekaroglu-rize-den-aday-oluyor-5519415-haberi/

(11) https://tr.wikipedia.org/wiki/LGBT

(12) Abdullah Öcalan’ın “açılım süreci”nde; İmralı’da HDP Milletvekilleri ile yaptığı görüşmelerde; ortaya koyduğu “yol haritası”ndan ve Kandil’e verdiği talimatlardan bu konuda neler düşündüğünü öğrenelim:

Bu özetler; hem AKP ile HDP’nin birlikte neler yapabileceğini hem de HDP’ye barajı atlatarak AKP’yi iktidardan düşürebileceklerini (özellikle de kendilerini solca) sananlara nasıl bir tuzağa düşürüldüklerini gösteriyor.

23 Şubat 2013 tarihli görüşme notlardan seçme cümleler:

“Tayyip’in hükümet mekaniği, Kürt hareketine vurduğu kadar kendisine izin veriliyor, alan açılıyor, vesayet kurumu, güç odakları tarafından… Sayın Başbakan zekice bu mekaniği teşhis etmiş ve iyi kullanıyor…”…

“Başbakan komplonun parçasıdır demiyor ama bu yöntemi bir iktidar aracı olarak görüyor. PKK’ya vurdukça yerini sağlamlaştırıyor…”…

Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk.”…

“AKP hegemonya istiyor. Ben buna alet olmam. Tek şartım hegemonik olmaması.”

“Ergenekon’un bizden beklentisi 2002′den itibaren savaşı tırmandırmamızdı. Ben AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim, sabrettim…

AKP anlar dedik. AKP darbe ile uğraşmasın başını belaya, derde sokmayalım dedik.”

Başkanlık sistemini düşünebiliriz. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız başkanlık ABD’deki gibi olmalı.”

“Kırk yıldır Türk solunu taşıyorum.”

Öcalan kendisini ziyarete gelen heyete: “Peki, biz ileride ne yapacağız” diye soruyor.

Yanıtı ise şöyle veriyor:

“Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela AB Yerel Yönetim Özerklik Şartı ki, şerhi kaldırırlar, bu mesele önemli ölçüde çözülür.”

21 Mart 2014 tarihli görüşmeden aldığım notlar:

“Diyalog süreçleri önemli olmakla birlikte bir bağlayıcılık içermezler. Bundan dolayı da kalıcı bir barış için yeterli güvence oluşturmazlar. Gelinen noktada müzakere sistematiği için yasal bir çerçeve kaçınılmaz olmuştur.”

“Barış, başta Rojava olmak üzere tüm bölgede ancak demokratik anayasal çözümlerle pekişecektir.”

PEKİ, SÖYLER MİSİNİZ:

>–TERÖRİSTLERE YASA ÇIKARTILMASI VE ÇEKİNCE KONAN MADDELERDEKİ ŞERHLERİN “MUTLAKA” KALDIRILMASI İÇİN 7/24 MESAİ YAPANLAR KİMLERDİ?

>–“ABD’DEKİ GİBİ BAŞKANLIK SİSTEMİNİ GETİRECEKSENİZ BUYURUN GETİRİN” DİYEN KİMDİ?

>–“YENİ ANAYASA” YAPMAK İÇİN ANAYASA UZLAŞMA KOMİSYONU MASASINA YAPIŞIP KALAN, ÜSTÜNÜ BAŞINI PARÇALAYANLAR KİMLERDİ?

EYYY İRFAN EFENDİLER!..

esek

Sen eyyy Şehit Polis Memuru Gökhan Topçu’nun dayısı İrfan Cengiz!

Sana söylüyorum dinle:

Silah ruhsatın var mı, Kılıçdaroğlu’na fırlattığın mermiyi kim verdi sana, bunları sormayacağım.

Cinsel taciz ve yaralama suçlarından sabıkalı olduğun söyleniyor, buna da şaşırmadım, onları da konuşmayacağız.

AKP’li olman ise artı puan ama, bu yanını zerre kadar önemsemiyorum…

Lakin, 12,5 milyon seçmenin temsilcisi olan ana muhalefet partisinin genel başkanına dolu mermiyi fırlatma konusunu es geçemem, geçmiyorum…

Böyle bir hakkı kendinde gördün ya, helal olsun sana!..

Sorumlu ve duyarlı yurttaş bilincine sahipsin (!) hatta, çok ötesinde bir yerdesin, aferin!

Demek, yeğeninin şehit olmasından Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutuyorsun?

Sana bugün çok kullanılan bir özdeyişi anımsatmak isterim.

Anadolu’da:“Eşeğini dövemeyen semerini döver” derler!..

Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?

Eşeğe gücü yetmeyen semerini döver veya suç ortaklığı ortaya çıkmasın diye, semer dövülür, ortaklık gizli tutulur…

İkisi de aynı kapıya çıkar sonuçta.

Eşek ve semerini döven aynı ahıra bağlanır, aynı kadrodan emekli olur!

Birkaç gündür düşünüyorum; etrafımdaki insanlarla konuşuyor, kafamdaki sorulara yanıt bulmaya çalışıyorum.

Özellikle de elinde değnekle dolaşan İrfan’a, hak verenlere sorularım var:

Terörün artmasından, şehit cenazelerinin yeniden gelemeye başlamasından Kemal Kılıçdaroğlu’nu mu sorumlu tutuyorsunuz?

Peki, öyleyse devam edelim:

İktidarda olan CHP midir?

Habur, Oslo, İmralı ve Dolmabahçe’yi ne tez unuttunuz!

Polisi karakola, askeri kışlaya kapatan AKP hükümetleri değil miydi?

Hükümet madem “açılım” yapıyordu, hendek ve tünelleri kimler ne için kazdı?

“Açılım” olacaksa tünele ne gerek vardı?

Bu sürecin mimarı kimdi?

PKK’nın silahlarını gömerek sınır dışına çıkacağı halka söylenirken, büyük çapta silahlanmayı bu dönemde yapmadılar mı?

Asfaltların altına döşenen bombaları göremeyen hükümete, hiç tepkiniz olmayacak mı?

O bombaların üzerine asfalt döken belediyelerin gelirini biz ödemiyor muyuz?

Bütün bu olup bitenlerden, Devletin haberdar olduğu Oslo tutanaklarından belli değil mi?

Yoksa, bu arada CHP iktidara geldi de biz mi farkında olamadık?

Eyyyy İrfan Efendi!

Senin gibi yandaşların hiçbiri, bu sorulara yanıt veremedi, senin bir yanıtın olacak mı?

Bekliyoruz…

Öyle hemen savunma pozisyonuna geçme, konuş bakalım!..

Örneğin; ben, terörün yeniden azmasının sebebi olarak; AKP’yi işaret etme gibi, kolaycı bir yolu seçmedim, seçmiyorum…

Merak etme söyleyeceklerim çok basit ve anlaşılır olacak, çünkü gerçekleri öğrenmenin peşindeyiz:

PKK’nın 24 Temmuz‘dan hemen önce “çatışmasızlık” olarak isimlendirdiği süreci bitirdiğini; evinde uyuyan iki polisimizi infaz etmesi ve arazide mühimmat araması yapan bir askerimizi şehit ederek silahını 78 milyonun başına dayaması ile ilan etti…

Bu yüzden biz ayrıca tebligat beklemedik…

ABD’nin “kara gücü” olmayı kabul ederek, tetiğe yeniden basan PKK, bu çatışmaların tarafı gibi gözükse de, asıl savaştığımız ülkelerin; emperyalist ABD ile AB olduğunu görüyoruz artık!

O kadar da kör değiliz yani!

Siz İrfan Efendiler, kafanızı kiraya verdiğiniz için, bu gerçekleri kavrayamamış olabilirsiniz.

Büyük olasılıkla, kendinizi hükümet ile suç ortağı gördüğünüzden, eşek yerine semeri döverek rahatlama yolunu seçtiniz.

At gözlüklerinizle görüş alanını iyice daralttınız!..

Bu şekilde, belki bir süre daha gerçeklere gözünü kapatabilirsin ama sonuna kadar gizlenemezsin…

Kafanızı kumdan çıkartmanın vakti geldi.

Ne yaparsanız yapın, sizi de uyandırmaya kararlıyız, çünkü 78 milyona dahilsiniz…

12,5 milyon seçmeni olan bir partinin genel başkanına dolu mermi fırlatmayı alkışlayarak, gerçekte tüm CHP’lileri tehdit ettiğinizin, umarım farkındasınız!..

PKK’ya karşı en küçük bir tepkinizi görmedik ama…

***

Kızma bana…

Bütün suç senin gibi seçmenlerde değil elbette.

İşlerin bu noktaya gelmesinde, Kılıçdaroğlu’nun da payı vardır kuşkusuz.

Ona tepki göstermek ise öncelikle bizim hakkımız ve görevimizdir…

Bu noktada İrfan Efendilerin geri durması lazım.

Sanki, söylenecek sözleri sakınıyoruz da iş size düşecek.

O zaman, aç kulaklarını sen de dinle bakalım İrfan Efendi!

Sen Eyyy Dersimli Kemal!

Camiye girerken yuhalanman, bizim adımıza cenazeye getirttiğin çelengin parçalanması, ayaklarının dibine dolu mermi atılması, oldukça zorumuza gitti.

Görünüşe bakılırsa, muhalefeti temsil ediyorsun.

Her zamanki gibi, bu olayda da gösterilmesi gereken tepkiyi veremedin, veremiyorsun!

Terörün yeniden azmasının sebebini yukarıda izah ettik.

Bu kadarını bile dile getirmiyorsun, getiremiyorsun…

Basiretsiz davrandığı için Erdoğan’ı ve hükümeti eleştirmek herkesin hakkıdır…

Onlara yöneltilmesi gereken tepkiler, neden sana yöneliyor hiç düşündün mü?

Yine hükümete “paratoner” olup, şimşekleri üstüne çekmişsin…

Yoksa gerçek görevin bu muydu?

Öyle değilse, sen de şu sorulara yanıt ver de görelim:

İmralı tutanaklarından anlıyoruz ki, PKK’nın “yol haritası” olarak belirlediği ve “açılım” adıyla kamuoyuna sunulan eylem planının birinci aşaması; “Ağır çatışma ortamından yasal demokratik siyasete çağrı” yapmak; ikinci aşaması ise “anayasal süreç”ti…

Her ikisini de üzerine aldın, neden?

Yeni Anayasa” yapma, PKK’nın dayattığı bir istekti, bu işe CHP’yi neden bulaştırdın?

17 kez değişen Anayasa’yı, “Darbe anayasası” olarak yaftalayarak, Apo’nun isteğini bu bahane arkasına saklanarak yerine getirmek, sana mı kaldı?

Y-CHP, 5 Haziran seçimlerinden önce, adeta Anayasa Uzlaşma Komisyonu Masasına yapışıp kaldı!

Yakıştı mı CHP’ye?

İmralı tutanaklarından anlıyoruz ki, PKK’nın açılım sürecinden beklediği “meşruiyet”miş…

Apo’nun açılım için koştuğu 10 şartı, (1) halka anlatmak üzerinize vazife miydi?

Özellikle de özerkliğin hukuki alt yapısını oluşturacak olan “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nı sahiplenmek (2) CHP’nin söylemi olabilir mi?

CHP Programında “terörle mücadele” esas alınmış olmasına rağmen, “Ana muhalefet partisi olarak terörün önlenmesi konusunda ne tür katkı isteniyorsa her türlü katkıyı vermeye hazırız” diyerek, hükümete “açık çek” verme (3) yetkisini nereden aldınız?

İmralı tutanaklarından öğreniyoruz ki, Öcalan BDP’deki vekillerden bir kısmını HDP’ye geçirerek, sözde “Türkiye Partisi” görünümlü yeni bir parti kurmak ve Türk emekçilerini örgütleyerek yüzde 10 barajını aşmak istiyordu.

Apo, kendini ziyarete gelen BDP heyetine: “Birkaç vekil oraya geçip işte Taksim sonrası beklenen yeni parti doğdu havası yaratılabilir. Bu girişim yüzde 10′u aşabilir” demişti…(4)

Nitekim, öyle de oldu, HDP kuruldu ve 5 Haziran seçimlerine girdi…

Bu partinin barajı aşması için en yoğun çabayı kimler gösterdi acaba?

Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Hanım bile, HDP’nin barajı aşması için mesajlar veriyordu…

Genel Sekreter Gürsel Tekin’den Şafak Pavey’e kadar pek çok milletvekili bu ihanetin içerisindeydi!

Sorsalar, Dersimli Kemal işin içerisinde değildi!

Kimi kandırıyorsunuz siz?

Grup Başkanvekilinin açık beyanına göre CHP oylarının yüzde 3,5‘u, PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP’ye yönlendirilmiştir… (5)

Utanmadınız mı hiç?

Başka partinin propagandasını yapmak, başlı başına partiden atılmayı gerektirecek ağır bir disiplin suçu iken; CHP tabanını, HDP’ye oy vermeye yönlendiren, CHP’nin bu “ağır topları”na kol kanat geren kimdi?

CHP’nin iskeletini teşkil eden 6 Ok‘u yeniden yorumlamak isteyen Kemal Kılıçdaroğlu’na, Atatürkçü düşünceye bağlı olanların, en ağır tepkiyi göstermesi gayet normaldir.

Çünkü bu sözlerle, CHP’nin mirası reddediliyor ve PKK ile ideolojik bağlantı kuruluyor.

Halkın bu kadarını anlayamayacağını mı sandınız?

Nitekim, Öcalan İmralı’dan Kemal’e (6) şöyle bir selam göndermişti: “Öcalan’ın Kemalizm’e eleştirisi yapıcıdır. Kemalizm güncellenerek faydalı olabilir. Ulusalcılar CHP’yi aşağıya çekiyor.”

Bu selamı emir telakki eden Dersimli Kemal, ulusalcıları birer birer partiden ihraç etmedi mi?

O kadarla kalsa iyi.

PKK’nın yasallaşması için hükümetin çıkarttığı yasayı da Yeni CHP desteklemiştir

Y-CHP’nin, eylem ve söylemleri ile hükümetin; giderek de PKK’nın kuyruğuna takıldığı tartışmasızdır.

Y-CHP’nin hendek savaşlarındaki tutumu kabul edilemez.

Terör örgütüne “destek” niteliğinde olduğu tartışmasız olan “Aydınlar Bildirisi”nin sahiplenilmesi (7) de CHP’ye hiç yakışmamıştır.

Ermeni soykırım iddialarının, ABD ağzı ile “büyük felaket(8) olarak kabul edilmesini anlamak mümkün değildir.

Y-CHP’nin milletvekillerine hazırlattığı; PKK’lılara karşı “orantısız güç” kullanılıyor, operasyonlara katılan “askerler yargılanmalıdır” ana fikirli raporları, (9) kelimenin tam anlamı ile iğrençtir…

Dolayısıyla bu ve benzer nedenlerle, CHP’lilerin Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki göstermesi, kınaması, eleştirmesi son derece haklı ve yerindedir…

Lakin, şehit cenazelerinin gelmesindeki sorumluluğu en son sıralardadır.

Doğruya doğru demek gerekir…

Kemal Kılıçdaroğlu’nun başarılı olduğu tek bir konu vardır.

O da: Hükümete gösterilmesi gereken tepkiyi, bir şekilde CHP’nin üzerine çekmiş olmasıdır!..

Zaten bu yüzden değil mi, hükümet her geçen gün oylarını artırmakta, muhalefet yerinde saymaktadır…

Acaba, Dersimli Kemal: “Arkadaşlar, özür dilerim; ben bu işi yapamıyorum, emanetinizi alın, başarılı olma iddiasındaki başka bir arkadaşa verin” ne zaman diyecektir!..

Onurlu, saygın, güven veren, kişilikli ve dürüst bir liderden beklenen davranış budur…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/217001/Ocalan_in_10_maddesi.html

http://www.dailymotion.com/video/x2ikbrn_kilicdaroglu-10-maddeyi-de-okudum-karsi-cikacak-halimiz-yok_news?start=6

(2) http://odatv.com/kilicdaroglunun-soz-verdigi-avrupa-yerel-yonetimler-ozerklik-sarti-bakin-neymis-0609141200.html

(3) http://arsiv.gercekgundem.com/?p=388558

(4) 24 Haziran 2013 tarihli İmralı tutanağı.

(5)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/chp-grup-baskanvekili-engin-altay-yuzde-3-bucuk-civarinda-oyumuzu-demokrasiye-feda-ettik-h63165.html

(6) Bu tabir Abdullah Öcalan’a aittir.

(7) http://www.haber10.com/chp/chp_de_1128_akademisyen_karmasasi-611866

(8) http://odatv.com/eger-selina-hanim-bilmiyorsa-1604151200.html

(9) https://www.facebook.com/notes/cemil-can/asker-yargilanmalidir/612159442280758

ADALETE GÜVEN GERİSİNİ MERAK ETME SEN!

asker-15

Yargı erkinin tepesindeki yargıçların Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rize’de çay toplama şovuna katılmaları haklı olarak eleştirildi…

Gerek Cumhurbaşkanı’nın ve gerekse Yargıtay Başkanı’nın bu eleştirilere verdiği yanıtlar, görüntüyü daha da berbat hale getirdi.

Denebilir ki, bu yanıtlarla yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı itiraf edildi…

Türk Milleti adına egemenliğin bir kısmını kullanan ve zamanı geldiğinde yasama ve yürütmenin yargısal denetimini yapacak ve gerektiğinde; Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanları yargılayacak olan mahkemelerin “tarafsız” ve “ bağımsız” olmaları şarttır…

Tarafsızlığın ve bağımsızlığın sağlanmasının ilk koşulu; yargıçların “Bangalor Yargı Etiği İlkelerine” (1) uymalarıdır…

“Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de.” (2)

“Hakimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.” (3)

Türk yargısının tepesi güven verici değil!

Bakalım alt kademelerin durum nasıl:

Tarsus’ta “Uluslararası Protestan Kilisesi Başpapazı ve Ruhani Lideri” olarak görev yapan (Deniz Uygar kod adlı) (4) İlker Çınar, Cemaat’in kendisini de kullandığını ileri sürerek savcılığa başvurdu.

Başpapaz iken istifa edip, İslamiyet’e dönen Çınar, “Zirve davasını Ergenekon’a bağlayan Tarsus Başsavcısı Adem Kul’dur” dedi…

Kudretli savcı Zekeriya Öz ile TEM Şubede görevli polisler tarafından Avcılar’da bir evde bir ay süreyle tutulduğunu ve istenilen şekilde ifade vermeye zorlandığını söyleyen eski başpapaz, yalan beyanlarla onlarca kişinin tutuklanmasına ve mahkum edilmesine neden olduğunu kabul etti!

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi binlerce yargıç ve savcının halen görevde olması, içerisinde bulunduğumuz tehlikenin büyüklüğünü göstermeye yetiyor…

FETÖ deşifre olmasaydı, suçsuz insanlar boşuna yere hapislerde yatmaya devam ediyor olacaktı!

Bu nedenle, güvenilirlik (5) bakımından neredeyse dibe vurmuş olan yargının tepesinde bulunanlar, çok daha dikkatli davranmak zorundadırlar…

Eski Başpapaz’ın bu haberi üzerine, Türkiye’nin yüreği ağzına gelmişken; Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Yargı Cumhurbaşkanlığına bağlıdır(6) dedi…

İyi mi?

AKP’lilerin bağımsız ve tarafsız yargıyı içerlerine sindiremediği belli.

Hiç değilse yargıçlar “tarafsız” görünebilseler

Belli ki, bir süre daha Milletin verdiği egemenliği kullanma yetkisini kendilerine çok görenler kürsülerde oturacak!..

***

ABD’NİN DOSTU ÇIKARLARIDIR!

PKK’nın Suriye uzantısı PYD‘nin silahlı kanadı YPG‘yi, terör örgütü olarak görmediğini açıklayan ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, şimdi de “Fetullah Gülen hareketini terör örgütü olarak görmüyoruz” dedi… (7)

PKK ile YPG arasında bağ olduğunu kabul eden ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner ise, “YPG’nin Suriye kuzeyinde IŞİD’e karşı etkili bir güç olduğunu düşünüyoruz, operasyonel katkı ve önerilerimizle destek vermeye devam edeceğiz.” dedi… (8)

ABD amacına uygun düştükçe, terör örgütlerini destekliyor ve birlikte çalıştığını gizlemiyor artık.

Nitekim, Merkez Kuvvetleri Komutanı (CENTCOM) Joseph Votel, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Irak ve Suriye’de IŞİD’le mücadele kapsamında birçok unsur ile birlikte çalışmamız gerekiyor. Bu çerçevede 60′dan fazla ülkenin dahil olduğu IŞİD karşıtı koalisyonu ve Suriye Arap Koalisyonu’nu de içeren Suriye demokratik güçlerini destekliyoruz.” (9)

IŞİD karşıtı koalisyonun sözcüsü komutan Steve Warren ise, Amerikan askerlerinin “YPG armaları taşımaları yetkileri dahilinde değil ve uygunsuz” diyerek, (10) bir bakıma terör örgütlerinin ABD’nin emir ve komutasında olduğunu doğrulamış oldu…

Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, güney sınırımızı kan ve ateş çemberine dönüştüren “müttefikimiz” ABD’dir.

Milyonlarca Suriyeliyi yerinden yurdundan eden; binlercesinin Ege Denizin’de boğularak can vermesine sebebiyet veren ve okul çağındaki çocukları dilencilik yapmaya mecbur bırakan Amerika’nın Ortadoğu için ön gördüğü vahşi siyasetidir…

Bu siyasetin bir aşamasında; Akdeniz’e çıkışı olan “Bağımsız Kürdistan” devletinin kurulması da ön görülmektedir.

Türkiye’nin bu sözde “dost” ve “müttefiki”; toprak bütünlüğümüzü açıkça tehdit etmekte, 40 bin insanımızın ölümünden sorumlu dünyanın en tehlikeli ve acımasız terör örgütü PKK’yı ve uzantılarını utanmadan desteklemektedir…

Ve bütün bu işlerin önemli bir bölümünü İncirlik Üssü‘nden yürütmektedirler…

Almanya Meclisi’nin aldığı; Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı şeklindeki hukuk dışı kararın arkasında bile, yine ABD vardır…

Bütün bu olup bitenlere rağmen, hala Amerika’yı Türk dostu gibi gören ve gösterenler; aymazdır, haindir…

Başta İncirlik Üssü olmak üzere Türkiye’deki tüm Amerikan üs ve tesisleri derhal kapatılmalıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) 2003/43 Sayılı Birleşmiş Milletler BANGALOR YARGI ETİĞİ İLKELERİ, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiştir.

(2) Değer:1, Bağımsızlık (1.3)

(3) Değer:3, Doğruluk ve Tutarlılık (3.2)

(4) Başpapaza verilen kod adı da oldukça manidar: Adı Deniz, Soyadı: Uygar!

(5) Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’e göre, geçmişte yüzde 70′lerde olan yargıya güven yüzde 30′lara düşmüş durumda.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/524530/Simdi_de_Yargitay_Baskani_itiraf_etti__Yargiya_guven_yuzde_30_lara_dustu.html

(6) http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/numan-kurtulmus-yargi-kurum-ve-kuruluslari-cumhurbaskanligina-baglidir-1253619/

(7) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/abd-fethullah-gulen-hareketini-teror-orgutu-olarak-gormuyoruz-h105678.html

(8) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-ypgye-destek-vermeye-devam-edecegiz-138337h.htm

(9) http://www.hurriyet.com.tr/turklerin-verdigi-destege-mutesekkiriz-40110129

(10) http://www.ulusalkanal.com.tr/m/dunya/abd-ypg-armalarini-tasimalari-yetkileri-dahilinde-degil-ve-uygunsuz-h105007.html

YAŞASIN KARŞI DEVRİM!.. (1)

ak-parti-kongre

YAŞASIN “YENİ REJİM”!..

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun azli üzerine:

“64. hükümete saray darbesi yapılmıştır” dedi.

Muhalefetin siyasi saptamasına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “sivil darbe”si (2) ile AKP’nin başına; oradan da Başbakanlığa getirilen İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın, 2. Olağanüstü Büyük Kongre’deki konuşmasında; Erdoğan’ın seçildiği 10 Ağustos 2014 tarihinden bu yana fiilen uygulanmakta olduğu “başkanlık sistemi” için:

“Bizim yapmamız gereken, bu fiili durumu yasal duruma çevirmek”tir, (3) şeklindeki görev tanımı kabul edilemez!

Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 Ağustos 2015 günü Rize’de:

“İster kabul edilsin ister edilmesin; Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir(4) diyerek, içerisinde bulunduğumuz durumu özetlemişti…

Yeni CHP‘nin ısrarla anlamazdan geldiği bu sözleri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Mayıs Sayı günü yaptığı grup konuşmasında anımsatarak, basit bir “anayasa değişikliği” çerçevesi içerisinde eleştirmişti.

Yüzde 49,5 oy oranı ile iktidara gelmiş eski Başbakan Davutoğlu’nun, Cumhurbaşkanının isteği üzerine Başbakanlıktan uzaklaştırılması, “parlamenter demokratik sistem”lerde (5) görülecek bir olay değildir!

Ana muhalefetin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Yeni bir darbe olgusu ile Türkiye Cumhuriyeti karşı karşıya gelmiştir” (6) dedikten sonra:

Kanımızı dökmeden başkanlık sistemini getiremeyeceksiniz” diyerek, (7) kendi ifadesi ile “sert muhalefet” yapmaya başladığını ilan etmiştir…

İlginçtir; bugüne kadar iktidarın icraatlarına kolaylaştıran Kılıçdaroğlu, fiilen uygulanması suç teşkil eden “başkanlık sistemi”nin, yeni anayasa ile hukuki dayanağının oluşturulmasına; bugünden sonra, (C grubu Rh negatif) kanını dökme pahasına direneceğini söylemiştir…

Başka bir söyleyişle:

Kılıçdaroğlu, fiili olarak uygulanmasında pasif tutum takındığı “başkanlık sistemi”nin, hukuki dayanaklarının getirilmesi halinde, kanını akıtacağını söyleyebilmektedir…

Son derece iddialı sözler söyleyen Y-CHP liderinin peşine düşerek, kanını akıtacak kaç CHP’li çıkacaktır göreceğiz!

Tarihten biliyoruz ki, böyle durumlarda kanı akıtılanlar; hep zulme karşı direnen devrimciler olmuştur.

Bu ciddi duruşa bakılırsa; Y-CHP, yapılmakta olanın karşı devrim olduğunu da kabul etmektedir!

Karşı devrimin başarılmasında; yoldaki taşları temizleyen, halkı uyarmayarak önlem alınmasını geciktiren, tehlikeyi gizleyen, karşı devrimcilerle işbirliği yaptığına kuşku duyulmayan birinin, son kertede uyanması ve kanını akıtmaya hazır olduğunu söylemesi ne kadar inandırıcıdır?

Bu sorunun yanıtını pek yakında eylemli olarak alacağız!

Özellikle ana muhalefet partisi; AKP’nin son günlerde açık ettiği gizli ajandasını, bir türlü görememiş veya sezdiği halde; görmezden gelerek iktidarın yıpranmasını beklemiştir!..

Kılıçdaroğlu ve ekibinin; iktidarın işini kolaylaştırmak için bu durumu bilerek görmezden geldiğini söyleyenler de az değildir…

Ben de bu ikinci görüşü savunanlardanım.

Bakınız:

24 Mayıs 2016 günü yapılan CHP Grup Toplantısında; Kemal Kılıçdaroğlu şu sözleri söylemiştir:

“İşin garip tarafı bunlar diyorlar ki ‘Biz ülkeye demokrasi getireceğiz‘… Kendi içinde demokrasi barındırmayan bir parti ülkeye demokrasi getirir mi?” (8)

Aynı sözleri, 35. Olağan Kurultay’ın ardından yeni Parti Meclisi üyeleri ile yaptığı ilk toplantıda da söylemişti.

23.01.2016 günü; 10 maddelik “Demokrasi Çağrısı” yapan Kılıçdaroğlu:

“Kendi içinde demokrasisi olmayan bir siyasi parti ülkeye demokrasi getirir mi” diye sormuştu…(9)

Kılıçdaroğlu’nun her bulduğu fırsatta halka verdiği mesaj; AKP, halka demokrasi vaad etti ve bu sözünü tutmuyor şeklinde olmuştur…

Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri düpedüz iftiradır!

Recep Tayyip Erdoğan, hiçbir zaman Türk halkına demokrasi vaad etmemiştir!

Tam aksine demokrasiyi araç olarak gördüğünü, (10) defalarca itiraf etmiştir.

Hiç kuşku yok ki, demokrasinin nihai amacı, insanın özgürleşmesidir…

Ulusal gelirin hakça bölüşülmesi, kamu hizmetlerinden yurttaşların eşit olarak yararlanması, adaletin gerçekleştirilmesi ancak demokrasi ile yönetilen ülkelerde olabilir…

Demokrasilerde; çoğunluk iradesine uyulur ama, çoğunluğun da çoğu kez yanlış yolda olduğu bilinir. (11)

Bu yüzden; azınlıkta kalanların düşüncesinin iktidar olabilmesi için, siyasi yollar açık tutulur, azınlıkta kalanların düşünceleri güvence altına alınır…

Recep Tayyip Erdoğan, “Büyük Ortadoğu Projesi”nin (12) eş başkanlığını kabul etmiş ve bu projenin Müslüman ülkelere dayattığı “Ilımlı İslam(13) için rol üstlenmiştir.

Erdoğan, demokrasinin olmazsa olmazı olan “Laiklik İlkesi”ne (14) de karşıdır… (15)

Millet isterse laiklik tabii ki gidecek” diyen bir liderdir… (16)

İktidar partisi ile liderini anlayamayan ana muhalefet, doğal olarak hükümetin yaptığı icraatlara isabetli teşhisler koyamamıştır:

Bu yüzden; Kılıçdaroğlu’na göre, Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur! (17)

Tehlikesi olmayan bir durum için önlem anlamaya da gerek görülmemiştir…

Aynı şekilde, Kılıçdaroğlu “Yargıda ve poliste Cemaat yapılanması vardır diyemem(18) sözleri ile bir başka büyük tehlikeyi de gizlemiştir.

Doğal olarak bu tehlikeye karşı da halk uyarılmamış ve hiçbir önlem alınmamıştır…

Daha sonra, Fetullah Gülen Cemaati’nin, neredeyse Emniyet ve Yargının tümünü ele geçirdiği gerçeği ortaya çıkmıştır.

Devlet, savunma refleksi ile Polis Akademisi’ni ve polis kolejlerini kapatmaktan başka çare bulamamıştır!

Cemaat, TSK‘ya ve yurtseverlere kumpas kurup; ortalığa iyice korku saldıktan sonra, devleti tümüyle ele geçirme aşamasındayken, bu faaliyetleri ancak durdurulabilmiştir…

Kılıçdaroğlu’nun tehlikeli görmediği Cemaat, bugün Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak yargılanmaktadır…

Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, Türkiye aleyhine casusluk ettiği ve Türk Ordusuna karşı kumpas kurduğu ortaya çıkan Cemaat’e karşı yürütülen operasyonların tümüne, “hukukun üstünlüğünü savunma” bahanesi ile sürekli kol kanat germiştir…

Atatürk’ün CHP’sini, CIA‘nın operasyon birimi olduğu tartışma götürmeyen FETÖ’nün arkasına yerleştirmiştir.

Baykal’ın, sanıklarının açıktan avukatlığını yaptığı ve iki CHP milletvekilinin de tutuklu bulunduğu “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarında; Kılıçdaroğlu, yargı kararının beklenmesi gerektiğini savunarak, pasif tutum takınmıştır…

Dersimli Kemal, bu süreçte TSK’nin kahraman komutanlarını hep yalnız bırakmıştır.

Bu tutumu ile sanki, ortada “bağımsız ve tarafsız bir yargı” varmış inancının yerleşmesine sebebiyet vererek, yapılanların meşru göstermiştir…

Bir taraftan ABD destekli Cemaat, devleti ele geçirmeye çalışırken, diğer taraftan AKP, karşı devrimi tamamlamıştır!..

Yeri gelmişken söyleyelim:

Karşı devrimin gerçekleşmesinde payı bulunanlardan biri de hiç kuşku yok ki, CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal‘dır…

Baykal, AKP’nin iktidara gelmesinin yaratacağı tehlikeler hususunda halkı uyarmamıştır; tam aksine, Cumhuriyete bağlı güçlerin gevşek davranmasını teşvik edecek sözler etmiştir. (19)

Cumhuriyet’in ilkelerine sahip çıkacak yürekli, inançlı Kemalistleri, partiden “tek ses çıkması” gibi budalaca bir gerekçe ile tasfiye etme yoluna gitmiştir…

Cumhuriyet’e bağlı, Atatürkçü Düşünce’yi benimsemiş yiğit insanları örgütsüz bırakmıştır!

Y-CHP’nin küçümsediği ve bir türlü kabullenemediği karşı devrimi, AKP kadroları; “kalkınma hamlesi, terörle mücadele ve demokratikleşme” gibi masum kavramlarla gizlemiştir.

AKP, karşı devrimi, “Sessiz Devrim(20) olarak isimlendirilmiştir…

Gerçekten yapılan karşı devrim mi?

Bu sorunun doğru yanıtı, başka soruların yanıtları ile ortaya çıkabilir:

Kuvvetler ayrılığı” kaldı mı?

Kalmadı: Çünkü yürütme, tek elde, uzun adamda toplandı…

Yargı, yürütmenin başının peşine takılıp, Rize’ye çay toplamakla meşgul…

Yasama organına üyeleri halk seçmiyor:

Bu iş, siyasi partilerin genel başkanlarının tekelinde kalmış

Yüzde 10 seçim barajı nedeniyle, halk beğenmediği partilere “tıpış tıpış” oy vermek zorunda bırakılmış!..

Her seçimde seçimlerin güvenliği tartışılıyor!

Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Devlet Denetleme Kurumu ve Başbakanlık Denetleme Kurumu bağımsız ve tarafsız olarak görevlerini yapamıyor.

Ezici çoğunlukla iktidara gelen parti, bu durumu değiştirmek istemiyor!

O halde; bunun adı demokrasi olamaz!

Daha başka kanıtlar aramaya gerek yok…

Karşı devrimin boynuzu çıkacak değil herhalde!..

AKP’nin yaptığınabal gibi de karşı devrim denebilir!

Bu adı kullanmak ise, öyle kolay değildir…

Çünkü, teşhisi “karşı devrim” koyan, siyasi görevlerini de ona göre belirleyecektir.

Nitekim, Kılıçdaroğlu da Bahçeli gibi olayı “Başkanlık Sistemi”ne geçiş gibi isimlendirerek; asıl tehlikeyi gizleme ve küçük gösterme çabası içerisine girmiştir!

Buna bağlı olarak, kendi görevini de Salı günleri, grup toplantısı yapmakla belirleyip, sınırlamıştır.

Öte yandan da; partinin dinamik tabanını oyalamak için, kan akıtılmadan son noktanın konulamayacağını savunmak zorunda kalmıştır.

Yani devrimcilere; iş henüz bitmiş değildir, biraz daha uyumaya devam edin, demek istemektedir…

Aksi halde; karşı devrimi; yavaşlatmak, durdurmak ve geriye döndürmek için örgütlenme ihtiyacı ortaya çıkacaktır ki, bu da Y-CHP’nin ve Dersimli Kemal döneminin sonu olacaktır…

Mustafa Kemal’in askerlerinin bugün için önünde duran en acil iş: Yukarıda özetlenen duruma uygun strateji belirlemektir…

Nutuk atmakla karşı devrim durdurulamayacağı görülmüştür!

İçerisinde bulunduğumuz ahval ve şerait şöyle özetlenebilir:

Kurtuluş Savaşı ve Lozan’dan beri, Cumhuriyet Devrimi‘ni (21) yıkmak için fırsat kollayan küresel güçler, 93 yıl plan yaptıktan sonra, Cumhuriyet düşmanlarının bir kısmını kontrol altına alarak iktidara getirilmişlerdir.

Bir kısım işbirlikçiler de kaset operasyonları ile yönetimleri düşürülen muhalefet partilerine yerleştirilmiş ve böylece halkın karşı devrime direnmesinin önü alınmıştır!..

Ne yazık ki, yaşadığımız Türkiye’nin gerçeği budur…

CHP’yi Atatürk’ün partisi olmaktan çıkarmayı görev belleyen; başta Atatürk ve İnönü olmak üzere; kurtuluş ve kuruluşun kahramanlarının itibarsızlaştırılmasında sessiz kalan; CHP’nin şanlı mirasını reddeden; Dersim İsyanı’nın başı, emperyalizmin sadık uşağı, şaki Seyit Rıza’ya iadeyi itibar yapmaya çalışan; CIA’nın kucağında yetişip, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine casusluk yaptığı kesinleşen Cemaat’e, kol kanat geren; Atatürk’ün partisini PKK’nın basın bürosuna çeviren; Apo’nun “yol haritasını” sahiplenen; CHP Programına rağmen, terörle müzakereye “açık çek” veren; Mustafa Kemal’in askeri olmak yerine, yurttaşı olmayı tercih eden; Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekince konulan maddelerin tümünü imzalamayı vaad ederek, dış güçlere göz kırpan; olası iktidara gelmesi halinde, ekonomiyi, sermayenin temsilcisi Kemal Derviş‘e teslim edeceği sözünü veren; 1 Kasım seçimleri ile 14 yıllık AKP zulmünden tam kurtardık derken, geçmişe sünger çekerek, AKP ile koalisyon hükümeti kurmak için kırk takla atan ve bu şekilde AKP’nin tüm yolsuzlukların aklamaya hazır olan Dersimli Kemal’ın, halkla ve CHP’nin “Halkçılık İlkesi” ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur, olamaz da…

Dolayısıyla Dersimli Kemal’in sözlerine değer vererek, zaman kaybetmenin anlamı olamaz!

Etkili muhalefet yapmadığı/yapamadığı bellidir.

Vaktiyle bu konuda kendisini eleştirenlere “Harakiri mi yapacağız” diyerek (22) yanıt vermişti!

Onun “kan dökme” edebiyatını ciddiye alınır bir yönü yoktur; koltuğunu garantiye almak ve küresel güçlere olan diyet borcunu ödeyebilmek için bu sözleri söylediğine kuşku yoktur…

Karşı devrimcilerin en has adamı Soroscu Kemal Kılıçdaroğlu’dur…

Atatürk’ün partisini en kısa zamanda zamanda bunların elinden alıp, yeniden halkın partisi haline getirmek, savsaklanamaz bir yurttaşlık ödevi olarak karşımızda durmaktadır...

Aksi halde, yenilgimiz kaçınılmazdır…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1)Karşı devrim, bir devrimiyıkmayı ve sonuçlarını yok etmeyi amaçlayan bir karşıt harekettir.

 

(2)Sivil darbe” kavramı basın mensupları tarafından uydurulmuş olup, meşru iktidarların hukuka aykırı icraatlarına vurgu yapılır. Arkasında askeri güç bulunmadan darbe olamayacağı için “sivil darbe” kavramı mecazi anlamda kullanılır.

Askerî darbe, bir ülkedesilahlı kuvvetlermensuplarının silah zoru ile ülke yönetimine el koymasıdır.

 

(3)http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/05/160523_akp_yeni_hukumet

 

(4)http://www.hurriyet.com.tr/turkiyenin-yonetim-sistemi-fiilen-degismistir-29815380

 

(5)Parlamenter sistem ya da parlamenterizmyürütme organının yasama organının denetiminde olduğu demokratik bir yönetim sistemidir. Parlamenter cumhuriyetlerde ise çoğunlukla seçimle işbaşına gelen, yetkileri yine çoğunlukla sembolik olan bir devlet başkanı (cumhurbaşkanı) bulunur.

 

(6)https://www.chp.org.tr/Haberler/11/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-antalyada-sehide-kelle-diyen-adamin-onunde-diz-cokenler-kalkmis-simdi-bizi-protesto-ediyorlar-21988.aspx

 

(7)http://www.imctv.com.tr/kilicdaroglu-kanimizi-dokmeden-sistemi-getiremezsin/

 

(8)https://www.chp.org.tr/Haberler/11/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-firavun-duzenini-yikacagiz-22128.aspx

 

(9)https://www.chp.org.tr/Haberler/11/genel-baskan-kilicdaroglu-parti-meclisi-toplantisi-oncesinde-konustu-11925.aspx

 

(10) Erdoğan, Demokrasi bizim için amaç değil araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız” anlayışı ile yetişmiş bir siyasetçidir.

https://www.youtube.com/watch?v=qY52kEMQyBA

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken de 14 Temmuz 1996 günü Milliyet Gazetesi’nde “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz” demişti.

http://t24.com.tr/haber/mehmet-altan-erdoganin-tramvayi,296969

 

(11)Çoğunluğun iradesine uymak İslam dinine göre de doğru kabul edilmez. Kuran’da bu konuda onlarca ayet vardır.

http://www.cemilcan.gen.tr/sample-page/

(12) Büyük Orta Doğu Projesi veya Genişletilmiş Ortadoğu İnisiyatifi 21′nci yüzyılın ilk on yılında, özellikle Müslüman dünyasından İran, Türkiye, Afganistan ve Pakistan ile çeşitli ülkeleri kapsayan, Amerika Birleşik Devletleri‘nde Bush yönetimi tarafından ortaya atılan siyasi terimdir. Bu politikanın hedefleri arasına zaman, zaman Güney Kafkasya ve Orta Asya‘daki çeşitli ülkelerde dahil edilmektedir. Bazı konuşmalarda konuşmacılar, önemli oranda müslüman çoğunluğa sahip alanları işaret etmek amacıyla bu terimi kullanırlar fakat bu tür bir kullanım evrensel değildir. Büyük Orta Doğu için bazen “Yeni Orta Doğu” ya da “Büyük Orta Doğu Projesi” gibi isimler kullanılabilir.

Terim genişletilmiş şekilde, 2004 yılında G8 zirvesi için Orta Doğu ve Batı arasındaki fırsatların değiştirilmesi amacıyla Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin hazırlık çalışmalarında yer almıştır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Orta_Do%C4%9Fu_Projesi

 

(13)Ilımlı İslam, İslam ülkelerinde radikal İslami hareketlerle ilişkili istikrarsızlık ve bunun getireceği siyasi sonuçların, Amerikan ve Batı karşıtlığı hareketlerine, güvenlik zaafiyetlerine ve olası menfaat kayıplarına sebep olmasının önüne geçmek için ABD düşünce kuruluşlarında geliştirilen modernist, protestan İslam yorumu.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki düşünce kuruluşları Ortadoğu’ya komünizm tehdidine karşı öne sürdükleri ve köktendinci islamcıları destekledikleri Yeşil Kuşak Projesi‘ni revize ederek yerine ılımlı İslamın desteklenmesi fikrini geliştirdiler. Buna göre ılımlı İslamcı grupların İslam coğrafyasında desteklenmesinin gerekliliği öne sürüldü.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Il%C4%B1ml%C4%B1_%C4%B0slam

 

 

(14)Laiklik:Toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayalı olmasıdır. Din-devlet ayırımı ya da din ve vicdan özgürlüğü, bu bütünün birer parçasıdır. Laikliğin ortaya çıkışını zorunlu kılan iki temel neden var. Birincisi;farklı inançlardan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak, ikincisi değişen koşullara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunu açık tutmaktır. (A.Taner Kışlalı)

 

https://www.facebook.com/notes/cemil-can/laiklik-nedir/607476726082363

 

(15)http://www.sabah.com.tr/gundem/2011/09/15/basbakan-erdogandan-laiklik-acilimi

 

(16) http://www.hurriyet.com.tr/erdogan-millet-isterse-laiklik-tabii-ki-gidecek-38260315

 

(17)2002 yılında CHP İstanbul Milletvekili Kemal Derviş’in dile getirdiği “Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur

(http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=53915) tezi, 2010 yılında bizzet Kılıçtaroğlu tarafından tekrar edilmiş; (http://www.internethaber.com/kilicdaroglundan-sava-imali-sozler-309845h.htm) daha sonraki yıllarda CHP Örgütlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap’a da söylettirilmiştir. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral-calislar/kilicdaroglu-dersim-katliamini-savunanlari-asabilir-mi-1079522/

 

(18)http://www.istanbulgercegi.com/kim-hangi-cesaretle-kemal-bey-368454.html

 

(19) Mehmet Sevigen’in evinde Erdoğan’a milletvekilliği yolu açılmasına karşı çıkanlara: “İki aydan fazla dayanamaz gider” demiştir…

 

http://www.milliyet.com.tr/2007/07/25/son/sonsiy27.asp

 

(20)https://www.akparti.org.tr/site/haberler/10-yilda-sessiz-devrim/61956#1

 

(21)Devrim, inkılâp ya da ihtilâl, sözcükleri ile bir durumdan başka bir duruma geçiş, evrim, dönüşümü anlatılır.

Darbe sözcüğü ise çoğunlukla askeri darbeleri anlatmak için kullanılır.

 

(22)http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglundan-onemli-aciklamalar-24774206

 

DOKUNULAMAZLAR!

Kılıçdaroglu

 

 

Haber manşetten verildi:Dokunulmazlıklar kaldırıldı!

Gerçekte kaldırılan bir şey yok ki…

Meclis’teki PKK’lıları yargılamak için anayasa değişikliği gerekmiyordu.

AKP’nin çoğunluğu, dokunulmazlıkların kaldırılmasına yeterdi!

Oylamada CHP fire verdi.

Verir, sürpriz değildir…

CHP, Y-CHP olunca rotasını kaybetti…

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, çıtayı biraz daha yükseltti.

Yükseltir; “çözüm süreci” (1) ile köpeksiz köy buldu, o günden beri değneksiz dolaşıyor!..

Erdoğan Artvin’e gitti.

Gelir…

 

***

 

Şehit cenazesinde Kılıçdaroğlu’na yumurta fırlatıldı.

Dersimli, daha ilk yumurtada bunu yaptıranın kim olduğunu biliyorum dedi.

Siyaseti tekellerinde görenler, bu açıklamayı derhal yorumladılar.

İhale, Melih Gökçek üzerinde kaldı.

Kılıçdaroğlu susarak, bu suçlamaya da onay verdi.

Doğru da olabilir tabii…

Öye bile olsa; muhalefet, bütün hukuk dışılıkların ve asayiş olaylarının sorumlusu olarak hükümeti işaret etmek zorundadır.

İktidar alternatifi ancak böyle olunabilir…

Dersimlinin hükümeti hedef almaması, CHP’deki “düşük profilli” genel başkan meselesini yeniden akla getiriyor!

Yumurtayı attıran Gökçek olsa bile, sorumlusu doğrudan AKP hükümetidir!

Nihai siyasi hedefi: Belediye başkanlığı olan biri, işte böyle hedef küçültür…

 

***

 

Kölelik Yasası” olarak tarif edilen ve işçilerin “kiralanmasına” olanak veren yasa, Meclis’ten geçti…

Abdullah Gül’ün veto ettiği yasayı, Erdoğan okumadan onayladı!

Hükümet, “kıdem tazminatı”nın fona devredilmesi konusunda da kararlıdır.

Bakan Soylu, harıl harıl çalışıyor.

Öngörülen düzenleme gerçekleşirse, işçilerin hak kaybı yüzde 55‘i bulacakmış…

Emekçilerin örgütlülük durumu, “karşı devrim”in oturması için “başkanlık” veya “partili cumhurbaşkanlığı” meselesinden çok daha önemlidir…

Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Aziz Sancar: “Bana en çok dokunan hediye; İsveç’teki işçi, emekçi kardeşlerimden geldi. Onların bana hediye ettiği kahve takımı ofisimde” diyerek, emeğin önemine vurgu yaptı… (2)

İlginçtir:Türkiye’deki emekçi örgütleri; işçi-memur sendikaları, dernekler ve odalar; Atatürkçü düşünceyi öne çıkaran Sancar’ın dünya çapındaki başarısını hala duymadılar!

Onlar, senede bir gün; 1 Mayıs’ta; Taksim Meydanı’nda, İşçi Başramı’nı nasıl kutlarız diye, 364 gün eylem planı yapmakla meşguldür…

Heeey!

Sendika ağaları yeter artık…

Emekçilerin daha fazla dayak yiyecek hali kalmadı!..

Sanki Türkiye’deki “emekçi örgütleri”nin en önemli diğer işi: Emperyalizmin “kara gücü” PKK’yı, kendi kazıp düştüğü hendekten kurtarmaktır.

Bunun için ha bire bildiri yazıp, kamuoyu ile paylaşıyorlar…

Kim ne derse desin, Türkiye’deki emekçiler örgütsüzdür!

Emekçiler örgütsüz olunca da karşı devrim amacını kolayca gerçekleştiriyor…

 

***

 

Y-CHP’nin işi referanduma havale etmeden anayasa değişikliğine “evet” demesi bir bakıma iyi oldu.

En azından referandumun önü kesildi…

Aksi halde, “başkanlık” veya “partili cumhurbaşkanlığı” konusu “milletvekili dokunulmazlığı” ile birlikte halkoyuna sunulabilirdi…

Büyük olasılıkla da kabul edilecekti.

Dokunulmazlık konusunda yapılan değişiklikler (3) ise, pratikte bir işe yaramayacaktır!

Zira, aleyhteki düzenlemeler geçmişe yürümeyeceği için PKK’ya yardım ve yataklık yapan milletvekilleri yargılanamayacaklar…

Değişiklikler, gelecekteki milletvekillerini de kapsamıyor.

Mevcut milletvekilleri ve PKK adına sürece katılanlar için zaten özel yasa (4) çıkartılmıştı:

Bu düzenleme nedeniyle “Çözüm Süreci” ndeki faaliyetleri nedeniyle kimse yargılanamaz!..

Geriye ne kalıyor: İhaleye fesat karıştırmak, hırsızlık, rüşvet, resmi evrakta sahtecilik, kalpazanlık vb gibi adi suçlar…

Bana sorarsanız, asıl dokunulmazlığı olanlar bu suçları işleyenlerdir.

Onlar “dokunulamazlar” olarak bilinirler…

Yakın geçmişte yaşadık ve gördük.

 

***

 

Kobra tipi helikopterimiz yerden atılan Rus veya ABD yapımı bir füze ile düşürüldüğü kesinleşti…

Bunu da AKP’nin ilklerine ekleyiniz…

İki pilotumuz şehit oldu.

Füzeyi fırlatanın PKK’lı olduğuna kuşku yok!

Terör örgütünün Meclis’teki uzantısı HDP milletvekillerinin terör örgütünü; övme, propagandasını yapma, yardım ve yataklık suçlarından yargılanmalarına başlanacağını sananlar, pek yakında yanıldıklarını görecekler…